Anasayfa / Manşet / PİPETÇİLİK…!(KÜÇÜK OLDUĞU İÇİN MÜBAH GÖRÜLEN YOLSUZLUK TİPİ)/Abdullah ÇAVUŞ/E. Vergi Müfettişi

PİPETÇİLİK…!(KÜÇÜK OLDUĞU İÇİN MÜBAH GÖRÜLEN YOLSUZLUK TİPİ)/Abdullah ÇAVUŞ/E. Vergi Müfettişi

PİPETÇİLİK…!(KÜÇÜK OLDUĞU İÇİN MÜBAH GÖRÜLEN YOLSUZLUK TİPİ)

Abdullah ÇAVUŞ/E. Vergi Müfettişi

Yolsuzlukla Mücadele konusunda eski İçişleri Bakanı sayın Sadettin TANTAN zamanında yapılan çok sayıda operasyon ile 58. hükümet zamanında kurulan araştırma komisyonu çalışmaları ve bu çalışmalar sonucu Yüce Divana gönderilen çok sayıda siyasetçi toplumu büyük temizlik ve arınma hareketi konusunda beklentiye sokmuştu.

Geçmişte birçok örnekleri bulunmakla birlikte özellikle 57. hükümet döneminde, Bayındırlık ve İskan Bakanlığında yapılan “Vurgun Operasyonu”, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında yapılan “Beyaz Enerji Operasyonu” , hayali ihracatla ilgili olarak yapılan “Örümcek Ağı” ve bankacılık alanında yapılan “Kasırga” gibi operasyonların, yazılı ve görsel basında ayrıntılı olarak yer alması sonucu yolsuzluk kelimesi günlük yaşantımızda en çok karşılaşılan ve kullanılan kelime olmuştur.

Üstelik bu operasyonların sonucunda ilgili bakanlar da 57. hükümet döneminde görevlerinden istifaen ayrılmak zorunda kalmıştır.

Daha sonra da bu operasyonları yapan ekiplerin bağlı olduğu içişleri Bakanı Sadettin TANTAN bu bakanlıktan alınarak başka bir bakanlığa atamış ve bunun üzerine bakanlık görevinden istifa etmek zorunda kalmıştır.

Bununla birlikte Yüce Divana gönderilen siyasetçilerin tamamının beraat etmesi ve TANTAN dönemi operasyonlarının akıbeti konusundaki belirsizlikler sonucu, ne yazık ki Yolsuzlukla Mücadele edilemeyeceği yönünde bir kanaat oluştu.

Bilindiği üzere; Ülkemizde 1991 Genel seçimlerinin temel konusu yolsuzluklar olmuş, çok büyük yolsuzluk dosyalarından söz edilmiş ve bunun ardından kurulan 49. hükümette bir Devlet Bakanı “yolsuzluklarla mücadele”den sorumlu olarak görevlendirilmiştir. Ancak, bu bakanlık da daha sonraki hükümetler tarafından yolsuzlukla suçlanmıştır.

3 kasım 199 seçimlerinde ise Yolsuzluk tartışmaları ekseninde yapılan seçimlerde 57. hükümetin üç koalisyon partisi de vatandaşlar tarafından cezalandırılarak meclis dışına itilmiştir.

Seçimler sonucu yeni oluşturulan 58. Hükümetin önerisi ile TBMM bünyesin de oluşturulan “Yolsuzlukları, Nedenlerini Araştırmak” amacıyla kurulan komisyonun bugünlerde sonuçlanan çalışmaları da dikkatleri Yolsuzluk kavramı üzerine çekmiştir.

Bununla birlikte yüce divana gönderilen biri Başbakan olmak üzere 7 bakan hakkında yapılan yargılamalar sonucu, tamamının beraat etmiş olması, yolsuzlukla mücadele edilebileceğine dönük inancı ciddi biçimde sarsmıştır.

Son olarak, 17 Aralık 2014 tarihinde mevcut hükümetin 4 Bakanının çocuklarına yapılan operasyonlar sayesinde yolsuzluk konusu, tekrar ülke gündemimizin ilk sıralarına oturmuştur. Hatta 30 Mart 2014 seçimleri yolsuzluk tartışmaları ekseninde gerçekleşmiştir.

Yaşanan bu süreç sonucu toplum, yolsuzluk içerikli , Mafya, Hortumculuk, Tapınak Şövalyeleri, Nufuz Casusları , Kültürlü Hırsızlar, Kravatlı Mafya ve Son olarak Ai Dibo Şirketleri gibi bir takım yeni kavramlarla tanışmıştır.

02.01.2005 tarihinde yayınlanan gazetelerde yer aldığı üzere yalnızca bir İlimizde Yeşil Kart yolsuzlukları sonucunda yaklaşık 250.000 vatandaşımızın yeşil kartının usulsüz verildiği yada kullanıldığı için iptal edildiği belirtilmekte olup olayın ülke geneliyle kıyaslanması halinde vahametin yani Pipetçiliğin boyutları daha iyi anlaşılacaktır.

Aynı şekilde başka bir ilimizde de 200.000 civarında yeşil kart iptali olduğu ve ülke genelinde ise 5.500.000- adet yeşil kartın iptal edildiği belirtilmektedir.

Yıllarca “benim memurum işini bilir”, mantığının hakim olduğu “yapanın yanına kâr kalıyor”, şeklinde hazin ve düşündürücü tekerlemelere konu olan ve söylene, söylene çocukların ve gençlerimizin beyinlerine işleyen bu sözler sonucu ne yazık ki bu gün için, yolsuzluk neredeyse bir yaşam biçimi haline gelmiştir. Bu gün devlet dairelerinde rüşvete bahşiş denmekte ve bahşiş ödemeyenlerin işleri ise yapılamaz ya da geciktirilir hale gelmiş bulunmaktadır.

En ufak bir selde müteahhit hatası ve malzemeden çalmaktan dolayı yıkılan köprüler, düşük şiddetli bir depremde yıkılan kamu binaları, hafif bir fırtınada yıkılıp çocuklarımızın ölümüne sebep olan okul çatıları ve yapıldıktan kısa bir süre sonra çöken yollarımız denetimsizlik ve “devletin malı deniz…” sözüne verilebilecek çarpıcı ve somut örneklerdir.

Nihayet, yolsuzluğun yüce meclisin çatısından içeri girerek milyarlık koltuklara bulaşması, toplumumuzun bu yüce kuruma olan saygısı ve güvenini derinden sarsmıştır.

Bu günlerde gelir ve servetlerini artırmanın yolunu devlete yanaşmakta bulan ve ter akıtmak yerine başkasının sırtından geçinmeyi, köşe dönmeyi erdem sayan insanların çoğunlukta olduğu bir toplum haline geldik. Dolayısıyla toplumumuz büyük bir ahlaki erozyon yaşamaktadır.

Şimdiye kadar, yolsuzluk ve rüşvet denildiğinde, akla sadece bir iki kurum ve kuruluş gelirken, bu gün için, Devlet Tiyatroları, Türk Dil Kurumu, Üniversiteler gibi; ilimin, sanatın, iyiliğin, güzelliğin, eğitiminin yapıldığı ve toplumsal kültürümüzün oluşmasına yol açan kurumlarda da yolsuzluklara rastlanır olması olayın boyutları açısından oldukça düşündürücüdür

Yargı sistemimizdeki eksiklik ve yetersizlikler ile ülkemizi yönetenlerin vurdum duymazlıkları, toplumumuzda artık bu tür yolsuzlukların “yapanın yanına kar kalacağı” kanaatini oluşturmuştur.

Ne yazık ki toplumumuzda bu durumun tepki yaratması ve infial oluşturması gerekirken bu oluşmamış, bunun aksine yaşanan suskunluk yolsuzluğu teşvik eder bir hal almıştır.

KEZA yaşanan süreçler sonucunda, toplumsal tepkisizlik bir yana eline fırsat geçen herkes YOLSUZLUK yapabilecek hale gelmektedir.

BAZI SİYASİLER İÇİN SÖYLENEN ÇALIYOR AMA ÇALIŞIYOR SÖZÜ İSE YOLSUZLUĞU TAKDİR EDEN ÖZENDİREN BİR SÖZ OLARAK KARŞIMIZA ÇIKMAKTADIR.

Bu gün için çevremizi şöyle bir kontrol edersek, kapıcımız, trafik ışıklarında ki para isteyen çocuklar, şehirdeki otopark eşkıyaları, devlet dairelerinde ki çok küçük bedellere kadar inen rüşvetler, ilk öğretim okullarına kadar inen haraç çeteleri, Babasından kalan emekli maaşını almak için kocasından anlaşmalı boşanan kadınlar, yeşil kart başta olmak üzere sağlık sistemimizde ki küçük ölçekli ama çok sayıda ki yolsuzluklar vb. bütün olaylar sonucu, kendilerince küçük çaplı olduğu için mübah olarak görmek suretiyle haksız kazanç elde edenlere ise biz PİPETÇİ demekteyiz.

Onlarca binlerce olan ve tek tek belirleyemeyeceğimiz bu PİPETÇİ’ lerin kazançları ise onlarca Hortumcuya bedel olacak rakamlara doğru hızla yol almaktadır. Kanımca asıl tehlike de buradadır.

Bize göre asıl tehlike Hortumcular değil, yaşanan bu sürece olması gereken Sivil tepkiyi vermeyen hatta yapanları takdir eden toplumsal yapıda ki bozulmadır.

Yıllardır yüksek enflasyon ortamında yaşayan ülkemizde, son yıllarda üst üste yaşadığımız ekonomik krizler sonucu, önce ticari ahlak etkilenmiş, verilen sözlerin yerine getirilememesi ve borçlanma anlayışının değişmesi, beraberinde pek çok yüksek değerleri de aşındırmıştır. Bu durum, ahlaki yozlaşmanın ve bunun sonucu olan bozulma, çürüme ve aşınma olarak tanımlanan yolsuzluğun temel nedenlerinden belki de en önemlisidir.

Sonuç olarak, toplumsal hayatımızın her alanında yaşanılan yolsuzluk, siyasal yaşam, milli kültür ve bürokratik yapılanmada ahlaki bir çöküntüye yol açmıştır. Ülkemizde bu gün yaşanan “ekonomik kriz”in bize göre en önemli sebebi de, bireylerde ve toplumda oluşan bu ahlaki çöküntü ve güven bunalımıdır.

Devlete ve hükümete olan bu güvensizlik sonucu, vatandaşlar yatırımlarını dövize ve altına yönlendirerek, birikimlerini ekonomik sistem içindeki bankalara yatırmamış ve yastık altında muhafaza etmeye başlamışlardır. Alman Merkez Bankasının markın euroya dönüşmesi esnasında, ülkemizde yaptığı bir araştırmaya göre, Türkiye’deki yastık altındaki Alman Markı miktarının, Almanya’daki tedavüldeki paradan bile çok yüksek olduğunu göstermiştir.

Yolsuzluk, kara para ve kayıt dışı ekonominin demokratik hukuk devleti üzerinde de olumsuz etkileri vardır. Zira bu tür faaliyetler ile yasalar hiçe sayılmakta, yozlaşma ve haksız rekabet sonucu toplumsal barış zedelenmektedir.

Yolsuzluklar ve usulsüzlüklerin kamuoyunu sürekli meşgul etmesine karşın, bu konularda somut bir şeylerin ortaya konulamaması, temiz siyaset – temiz yönetim beklentilerini boşa çıkarmakta, siyasetin yozlaşmasına ve toplumsal değerlerin aşınmasına sebep olmaktadır.

Yolsuzluklar bir taraftan, hukuk devleti ilkesini temelden zedelemekte, diğer taraftan ise ‘bütün vatandaşlar kanun önünde eşittir’ şeklindeki, Anayasa ilkesini de ortadan kaldırmaktadır. Bunların yanı sıra yolsuzluklar, siyasi otoriteye duyulan saygıya büyük zarar vermektedir. Siyasi otoritenin halk desteğinden yoksun kalması ise devlet ve milletin yabancılaşmasına neden olmaktadır.

Halbuki Türk Milleti’nin tarihinden itibaren gelen en büyük seciyesi, devlet kavramına olan bağlılığı ve saygısıdır. Yaşadığımız olaylar sonucu en önemli tehlike bize göre bu seciyenin sorgulanır hale gelmesidir. Yıllarca dış mihrakların yıkmak isteyip de yok edemediği bu kavram ne yazık ki yaşanılan yolsuzluklar nedeniyle, “artık tuzun da kokmaya başlaması”dan dolayı kendiliğinden sorgulanır hale gelmiştir.

Bu nedenle geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın eğitimlerinde; temel hak ve hürriyetleri, yasalar karşısındaki sorumlulukları, topluma zarar vermeyecek hal ve hareketleri, kamu malına en az kendi malı kadar önem vermeyi, insani ilişkiler gibi hususların müfredat programlarında açık ve çarpıcı bir biçimde yer almasını sağlayarak, kaybetmekte olduğumuz seciyelerin tekrar toplumda hakim olmasını biran önce temin etmek zorundayız. Kısaca derhal PİPETÇİLİĞİN önüne geçecek sosyolojik tedbirleri biran önce almalıyız.

Devlete hakim olan zihniyet ve kadrolar, yolsuzlukla mücadeleyi milli bir mesele gibi görmedikçe, yolsuzluğun temel sebeplerini ortadan kaldıracak tedbirleri kararlılıkla almadıkça, yolsuzluk hastalığından tamamen kurtulmak da mümkün olamayacaktır.

Bunun için ülkeyi yönetmeye aday olan siyasetçiler ile bürokratların, yolsuzlukla mücadelenin önemini anlayan, bu konuda uluslararası literatürü takip eden, hakkın hukukun kısacası adaletin milli birlik ve bütünlük açısından en önemli unsur olduğunu kavrayan, Misyon ve Vizyon sahibi kişilerden oluşması gerekmektedir.

Hakkında admin

Check Also

E-TİCARET ŞİRKETİ KURULMA SÜREÇLERİ VE BÜYÜK E- TİCARET SİTELERİ/Abdullah ÇAVUŞ (15.07.2020)

E-TİCARET ŞİRKETİ KURULMA SÜREÇLERİ VE BÜYÜK E- TİCARET SİTELERİ Abdullah ÇAVUŞ/Bağımsız Denetçiler Derneği Başkanı (15.07.2020) …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×