Anasayfa / Manşet / YOLSUZLUK TÜRLERİNE  İLİŞKİN SINIFLANDIRMALAR/Abdullah ÇAVUŞ/Yolsuzluk Hile ve Suistimal Denetimleri Uzmanı

YOLSUZLUK TÜRLERİNE  İLİŞKİN SINIFLANDIRMALAR/Abdullah ÇAVUŞ/Yolsuzluk Hile ve Suistimal Denetimleri Uzmanı

YOLSUZLUK TÜRLERİNE  İLİŞKİN SINIFLANDIRMALAR

Abdullah ÇAVUŞ/Yolsuzluk Hile ve Suistimal Denetimleri Uzmanı

Ülkemizde yolsuzluk, Yönetim Bilimi başta olmak üzere sosyoloji ve diğer toplum bilimleri açısından çok az irdelenmemiş bir konu olduğu için bu konuda kapsamlı bir sınıflandırma çalışması da henüz tam manasıyla yapılmış değildir. Hatta bazı bilim adamları ayrıntılı tasnif yerine, yolsuzlukların tümüne birden “Siyasal Yozlaşma” demektedirler.

Ancak hastalığın teşhisi için farklı bir bakış olarak değerlendirilse de Yolsuzluk hastalığında tek sorumlunun siyasetçiler yada siyasal sistemin yanlışları olduğu temel tezine dayanan bu tanımlama ile bu kurumlara haksızlık yapıldığı kanaatindeyim. Şöyle ki yolsuzluğu vatandaşlarımızın sosyal ve manevi değer yargılarındaki değişimlerden ve uygulanmayan hukuk kurallarından, yani kamu görevlilerinden ayrı düşünmek kanımca yanlıştır. Çünkü siyaset ve siyasetçiler toplumun aynasıdırlar. Bu tanımlama bürokrasinin devlet kademesin de yetkisinin ve ağırlığının bulunmaması halinde doğrudur. Ama bizim gibi ülkeler de bürokrasinin dayanılmaz ağırlığı her aşamada kendini göstermektedir. Hatta zaman zaman, siyaseti etkilemekte olduğu hepimizin malumudur.

Ama şurası kesindir ki ülkemiz gerçeğinde yolsuzluk incelemelerinde net tanımlamalar yapabilmek ve sınıflamalar yapmak zor bir iştir. Çünkü büyük çaplı Yolsuzluklar artık siyasetçi, bürokrat, işadamlarından oluşan çetelerce yapılmaktadır. Bunların dışında yasa koymaya yetkili siyasi otoriteler bu yasaları bürokratlar kanalıyla hazırladıkları için, kendi düşüncesinde yada yandaşı olmasa da bürokratlardan etkilenebilmektedir.

Yolsuzluk konusunda şimdiye kadar çalışma yapan kişiler yolsuzluğu, Yönetsel ve Siyasal olarak ikiye ayırmışlardır. Ancak Devlet Denetleme Kurulunun konu ile ilgili yapmış olduğu çalışmada bunlara ilaveten Ekonomik yolsuzluktan da bahsedilmektedir.

Bununla birlikte yukarıda bahsedilen tanımlardan hareketle Yolsuzluğun, Kamu gücü ve yetkisinin egemen olduğu, Siyasal Sistem, Yönetsel Sistem ve ekonomik hayatın düzenlenmesi ve idaresi ile ilgili alanlarda yoğunlaştığını görmekteyiz.

Bu nedenle yolsuzluğu, Siyasal, Yönetsel ve Ekonomik yolsuzluklar olarak üç ana başlık altında inceleye ve sınıflandırmaya çalışmak yanlış olmayacaktır. Esasen dışarıdan bakıldığında girift bir konu olduğu için bu alanda sınıflama yapmakta da zorluk yaşanmaktadır.

1- Siyasal Yolsuzluk:

Siyasal işlevlere ilişkin kamu yetkisinin, siyasal yönetim yada yasa yapımı sürecinde çıkar gözetilerek, yasal düzenlemelere aykırı biçimde kullanılması siyasal yolsuzluk olarak nitelendirilir. Bir çıkar kümesinin kendisine sağladığı menfaat karşılığın da bir parlâmenter bir yasa taslağı üzerinde etkide bulunmaya yönelirse yada iktidardaki bir siyasal partinin, siyasal gücü ve yetkisini partinin ve yandaşlarının çıkarlarını gözetecek biçimde kullanması siyasal yozlaşmanın tipik örneğini teşkil eder.

Siyasal yolsuzluklara, kamu gücünü elinde bulunduran siyasal parti ile ilişkisi bulunan, parti üyesi, delege, parti yöneticisi, milletvekilleri ve bakanları doğrudan yada dolaylı olarak katılmaları mümkündür. Milletvekilleri doğrudan yasama faaliyeti yürütürler. Yasama faaliyetlerini yürüten milletvekilleri doğrudan siyasal yolsuzluklara karışabilecekleri gibi; yukarıda belirtilen diğer siyasal kişilerde milletvekillerini etkileyerek onlara oy sağlama menfaati karşılığında, kendileri de başka çıkarlar sağlamak amacıyla, milletvekillerini siyasal yolsuzluklara sürükleyebilirler. Bu şekilde de dolaylı olarak siyasal yolsuzluklara karışılmış olunabilir.

Siyasetçiler için en iyi politikalar, seçimi kazandıracak politikalardır. Önemle belirtmek gerekir ki, seçim sistemi ve meclis denetim mekanizmasının varlığı devleti yönetenlerin sahip oldukları siyasal güç ve yetkileri, sorumsuzca kullanmalarına ve suiistimal etmelerine engel teşkil etmemektedir. Bu bakımdan, ellerinde bulunan mali ve parasal araçları, uzun vadede ekonomik ve siyasal yaşam üzerinde tahripkar sonuçlar doğuracağını bile bile kullanmaktan kaçınmayabilirler. Kısaca sınırsız siyasal güç ve yetki, siyasal yozlaşmaların kaynağını oluşturmaktadır. Siyasetçilerin, siyasal karar ve uygulamalarda kendi çıkarlarının peşinde koşmayacağını varsaymak büyük bir hata ve yanılgı olacaktır. Şüphesiz ülke çıkarlarını kendi özel çıkarlarının daima önünde tutan siyasetçiler hep olacaktır.

Ancak önemli olan bazı siyasetçilerin aksi tarzda davranış ve eylemlerde bulunabileceğinin varsayılmasıdır. Bu varsayım esas alındığında, siyasal karar alma sürecinde devleti yönetenlerin güç ve yetkilerinin, çerçevesinin belirlenmesi ve sınırlarının tayin edilmesinin gereği daha kolay anlaşılacaktır.

Siyasal karaların hakim olduğu devlet bütçesinin hazırlanma aşamasındaki bütçeyi hazırlayan siyasetçilerin iktisadi ve rasyonel olmayan yozlaşmış davranış ve faaliyetler yaparak bütçeye taleplerini yansıtmaları da siyasal yolsuzluk olarak nitelendirilmektedir. Böylelikle toplum refahını azaltacak şekilde ve kamu vicdanına ters bir şekilde kamu kaynakları saptırılır.

Devletin büyüklüğü ve ekonomik alana müdahalesi durumların da siyasal yolsuzlukların alanı da genişlemektedir. Dolayısıyla aşırı büyümüş devlet siyasal yozlukların temel kaynağını oluşturmaktadır.

Siyasal yolsuzluklar ile ilgili olarak aşağıda bir sınıflama ve tanımlama yapılmaya çalışılmıştır.

1.1 Oy Satın Alma:

Bazı durumlarda, hükümetlerin oluşumunda yada bir yasa maddesinin değişiminde, anayasa değişikliklerinde, bir siyasi kararın alınmasında hükümetteki siyasi partinin oyları tek başın a yeterli olmayabilmektedir. Bu gibi durumlarda diğer siyasi partilerin milletvekillerine yada bağımsız milletvekillerine destekleri karşılığın da nakdi, ayni yada manevi menfaatler sağlanması olayıdır. Bu durum bir olay karşılığı bir defalık olabileceği gibi milletvekili transferi şeklinde de olabilmektedir. Bu durumlara ülkemiz de sıkça rastlanmaktadır. Halk arasında bu duruma “mebus pazarı”da denmektedir.

1.2 Patronaj:

Siyasal süreç içerisinde siyasal partilerin, iktidara geldikten sonra, kama kurum ve kuruluşların çalışan üst düzey bürokratları görevden almaları ve bu görevlere siyasal yandaşlık, ideoloji, hemşehricilik gibi faktörleri dikkate alarak subjektif değerlendirmelerle yeni kimseler atamalarına Patronaj denmektedir.

Bu durumda ülkemizde sık rastlanan bir durumdur. Artık kadrolaşma olarak ta bilinen bu durum alt düzey memurlara kadar inmiş durumdadır.

57.Hükümet zamanın da alt ve orta düzeyde ki yani kararnamesiz görevler için, çıkarılan bir yönetmelikle objektif bir takım düzenlemeler getirilmiş olsa da kanuna karşı hile yapılarak bu engel aşılmaya çalışılmıştır.

Örneğin Uzman yada Şube Müdürlüğü kadroları için, hizmet içi eğitim, sınav şartı getirilmiş olup bu şart daha üst görevlerde olmadığı için bu kadrolara atama yapılmış ve çok kısa sürede atandığı kadroya göre alt kadro olan Uzman yada Şube Müdürü kadrolarına tekrar atamalar yapılmıştır.

Bütün bunların yanında sınav şartı aranmayan Özel Kalem Müdürlüğü, Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği kadroları da aynı amaç için sıkça kullanılmaya devam etmektedir. Bunların yan ısıra KİT’ lerin yada Kamu Bankalarının Yönetim kurullarına da iktidardaki siyasi parti yandaşlarının doldurulması ülkemizde sık yaşanan Patronaj örnekleridir.

1.3 Adam Kayırmacılık (Torpil Yada iltimas):

Halk dilinde torpil yada iltimas olarak ta kullanılmaktadır. Hatta bu ülkede dayısı olanın her işe girebileceği yönünde bir kanaat oluşmasına da yol açmış bir uygulamadır.

Ülkemiz de işe adam almada ve kurum içinde yükselmelerde objektif kurallar, liyakat ilkeleri uygulanmadığı ve ilk işe alımlarda atamaya yetkili amir siyasetçi olan ilgili bakanlar olduğu için, bir kimsenin, beceri, kabiliyet, eğitim düzeyi, başarıları dikkate alınmadan sadece politikacı yakını olmak, siyasi yandaş olmak, akraba hemşeri olmak ya da eş-dost olmak gibi nedenlerle bir devlet işine alınması gibi değişik şekillerde karşımıza çıkmaktadır.

Ülkemiz de bu yönde çok sayıda örnek sürekli yaşanmaktadır. Tüm partiler bundan şikâyetçi olsa da iktidara geldiklerinde aynı şeyleri kendileri yapmaya devam etmektedirler.

1.4 Hizmet Kayırmacılığı:

Özellikle seçim önceleri iktidarı elinde bulunduran siyasi partilerin, seçimlerde başarılı olmak amacıyla kamu kaynaklarını sonuna kadar kullanması, hatta bu amaçla kaynak olmadan borçlanma suretiyle göstermelik yatırımların temellerinin atılması, yolların tekrar asfaltlanması, su, elektrik, telefon, gibi günlük hayatımıza ilişkin alanlarda ki kolaylaştırmalara ülkemizde sıkça rastlamaktayız.

Seçim sonrasında ise başarılı olunan seçim bölgelerine yatırım yada hizmet götürülür iken diğer yörelerimize götürülmemesi gibi olaylar Siyasal Yolsuzluktur.

Bunların dışında aynı siyasi partiden seçilseler bile Bakanların kendi seçim bölgelerine kendi bakanlığının tüm imkanlarını partisi ile ters düşme pahasına da olsa sevk etmesi ülkemizde çok yaşanan olaylardır.

1.5 Lobicilik:

Siyasal karar alma sürecinde baskı ve çıkar grupları ile Sivil Toplum Kuruluşlarının toplumsal çıkarların aleyhine kendi çıkarları doğrultusunda iktidarları etkileyip doğru karar almalarını etkilemeleridir. Büyük şirketlerin, İşçi, işveren kuruluşları, sendikalar, basın, derneklerin lobi yapması sonucu ülkemizde de çok sayıda örnekler yaşanmıştır.

Son alarak iş güvenliği yasasının uygulanması işçi sendikalarının istememesine rağmen işverenlerin lobisi ile süresi uzatılarak geciktirilmiştir. Bunların dışında ülkemiz siyasetinde TOBB ve TÜSİAD gibi kuruluşlar ile basın kartellerinin her zaman etkileri olmuştur.

Çoğunlukla seçim önceleri seçim masraflarının finansmanı yada basın yoluyla, kitle iletişim araçları kullanmak suretiyle bir partinin desteklenmesi karşılığında lobi yapan çevreler iktidarı kendi çıkarları için kullanmaktadırlar.

Hatta bazı kuruluşlara doğrudan yada dolaylı yollarla bağlı bazı milletvekilleri bunların çıkarı doğrultusunda lobi yapmaktadırlar.

Lobicilik sadece iç politika konularında değil, dış politika da çok etkindir. ABD ‘ki lobiciliğin etkinliği artık herkesçe kabul edilmektedir.

 

 

1.6 Popülizm:

Popülizm, siyasetçilerin geniş halk kitlelerinin oyunu alabilmek için, rasyonellikten uzaklaşarak, onların istekleri doğrultusunda davranıp kamu kaynaklarının verimsiz alanlarda kullanılmasıdır.

Özellikle seçim öncesi “oy ver hizmet al” mantığı çerçevesinde verilen vaatler, il veya ilçe yapma, imar ve vergi afları,sübvansiyonlar,fazla açıklanan ürün taban fiyatları gibi davranışlar kamu kaynaklarında haksız transferlere yol açmak suretiyle gelir dağılımını da bozmaktadır.

1.7 Gönül Yapma:

Gönül yapma, siyasal iktidarın seçim öncesinde kendine yardımcı olan bazı partizan grupları seçim sonrasında, devletin imkanlarından daha çok yararlandırmasıdır. Ülkemizde partilere ve politikacılara destek verenlerin temel amacı da bu tür çıkarlar sağlamaktır.

Bunun için ise genellikle yarı kamusal nitelikte ki kurumlar kullanılmaktadır. Bir zamanlar kullanımı genel bütçeye göre daha kolay olduğu için, bu amaçla çok sayıda fon oluşturulmuştu.

Son yıllarda ise kamu kuruluşlarındaki temizlik, taşıma işlerinin taşeronlar kanalıyla yapılması sonucu işi yapan özel firmalar bu işlerde iktidar partisinin yandaşlarını çalıştırmak zorunda bırakılmaktırlar.

1.8 Kulüpçülük:

Son yıllarda özellikle spor kulüplerinin çevrelerinde hatta yönetim kurullarında yer alarak, buranın prestijinden yararlanmak suretiyle bazı kamusal kaynak ve imkanlar bu kişiler tarafından yasalara aykırı bir şekilde kullanılmaktadır.

 

Keza aynı içerikli olmasa da birtakım gizli ya da kamuoyunun ilgisine kapalı dernek veya cemaat gibi örgütlenmelerin de asıl amaçları nasıl olursa olsun üyelerinin maddi durumlarının iyileştirilmesi temel amaçlarıdır. Çünkü hayatiyetleri buna bağlıdır. Bu amaçla üye ya da yandaşlarının kamu yönetiminde üst düzey görevlere gelmesi için özel gayretler sarf etmektedirler.

2 –YÖNETSEL YOLSUZLUK:

Kendisine kamuya ait bir yetki verilen kamu görevlisinin bu yetkiyi, yetkinin veriliş nedenlerinin dışında bir amaç için ve kurallara yada yasalara aykırı olarak maddi veya manevi bir çıkar karşılığı kullanması, yönetsel yolsuzluk olarak tanımlanabilir.

Yönetsel yolsuzlukların baş aktörleri ise kamu bürokrasisi ve kararları uygulayıcı bürokratlardır. Yönetsel yolsuzluk, politikaların uygulanmasında yani yasaların ve hükümet programlarının kamu bürokrasisi tarafından uygulanması sırasında ortaya çıkar.

Herhangi bir toplumda, herhangi bir zaman bölümünde yönetsel yolsuzlukların tüm olarak yok edilmesi olanaksızdır. Ancak alınacak tedbirlerle boyutları toplumun en zarar göreceği ölçülerde tutulmalıdır. Merkezi yönetim, işlemlerin çoğunu zamanla kendi bünyesinde topladığından aşırı derecede genişlemiştir. Bu nedenle etkinliği azalmıştır.

Bakanlıklar, genel müdürlükler ve öteki birimlerin sayıları kabarık işlevleri belirsiz, olup süzenli bir iş bölümünden de yoksun oldukları görülmektedir. İşte böyle ir ortamda bürokratın yaptığı işi benimseyerek ve daha iyi yapması için gerekli motivasyon gerçeklememekte ve bürokrat yolsuzluğa sürüklenmektedir.

 

Yönetsel yolsuzluğu maddi çıkar karşılığı yolsuzluk ve maddi olmayan çıkar karşılığı yolsuzluk olarak ikiye ayırmak mümkündür.

2.1 Maddi Çıkar Karşılığı Yolsuzluk :

Kamu görev ve yetkilerinin maddi kazanç gözetilerek yasal düzenlemelere aykırı biçimde kullanılması maddi çıkar karşılığı yolsuzluk olarak tanımlanabilir. Yolsuzluğun bu şekilde karşımıza çok çeşitli şekillerde çıkabilir. Maddi çıkar karşılığı yolsuzluk Eski Türk Ceza Kanununda devlet aleyhine işlenen cürümler başlığı altında yer almıştır.

Rüşvet

İrtikap

Zimmet

Zimmete sebebiyet vermek

Devlet alım satımlarında menfaat sağlama

Devlet alım satımında ticaret

Çıkar karşılığı ihaleden ve eksiltmeden çekilmek

Mal artırma ve eksiltmelerine hile karıştırmak

Yetkili olmadığı halde yetkiliymiş gibi davranarak menfaat temin etmek

2.2 Maddi İçerikli Olmayan Yolsuzluk:

Bazı kitaplarda dayanışma içerikli yolsuzluk olarak da tanımlanan bu yolsuzluk türünde, kamu görevlisini etkilemek üzere para yada mal gibi ekonomik bir güç yerine maddesel olmayan bir gücün, örneğin akrabalık yada siyasal yakınlıktan kaynaklanan bağların etkileme aracı olarak kullanılmasıdır.

 

Kısaca;

Bürokratik Kayırmacılık,

İltimas

Nüfus Kullanma

Kariyer vaadi

Olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gerek maddi çıkar karşılığı yolsuzluk gerekse maddi içerikli olmayan dayanışma içerikli yolsuzluk kapsamında sayılabilecek olan rüşvet, ihtilas, zimmeti, irtikap, devlet alım satımlarında menfaat sağlama sahte evrak tanzimi memuriyeti suiistimal, görevi ihmal, görevi kötüye kullanmak, memuriyet görevini kullanarak ticaret yapmak gibi yönetsel içerikli yolsuzluk türleri Türk Ceza Kanununda ve aşağıda bahsedilecek diğer kanunlarda suç olarak yer almakta olup, izleyen bölümlerde açıklamaları yapılmaktadır.

3- EKONOMİK İÇERİKLİ YOLSUZLUK:

Devletin rolü ve fonksiyonların genişlemesi ile birlikte siyasal karar alma sürecinde rol alan kimselerin çıkarlarının artması söz konusudur.

Seçmenler, siyasal bilgisizlik ve ilgisizlik etkilerinin bir sonucu olarak, kendilerine daha fazla kamusal mal ve hizmet sunulmasını isterler. Kamusal hizmetlerin talebinin genişlemesi, kamu sektörünün büyümesinin bile nedeni olarak kabul edilebilir.

Devletin büyümesinin önemli bir sonucu ise ekonomik yozlaşmalardır. Politikacıların yeniden seçilebilmeyi garantilemek için kamu harcamalarını artırmak ve vergi oranlarını İndirmek (veya vergi oranlarını kamu harcamalarındaki artıştan daha az bir oranda artırmak) genel eğilimleri ekonomik sorunların ve ekonomik yapıdaki yozlaşmaların temelini teşkil eder. Artan kamu harcamalarının enflasyon ve borçlanma ile karşılanması kronik bütçe açıklarının ve kronik enflasyonun kaynağını teşkil eder.

Enflasyonla mücadele edilmesi ve bütçe açıklarının kapatılması amacıyla vergi oranlarını artırmak şeklinde yapılan ekonomik müdahaleler, etkin bir piyasa ve fiyat mekanizmasının bulunmadığı ortamlarda vatandaşların adeta bir vergi sömürüsü altında ezilmeleri ve ister istemez toplumda vergi kaçakçılığının artması ve vergi ahlakının bozulmasını da beraberinde getirmektedir.

Öte yandan, devletin büyümesi ile toplumda belirli bazı kesimlerin de çıkar sağlamaları söz konusu olabilmektedir. Çıkar ve baskı grupları olarak adlandırılan şirket ve holdingler, işçi ve işveren sendikaları, ticaret ve sanayi odaları gibi bazı kesimler, devletten karşılıksız bir transfer elde etmek için adeta yarışırlar.

Transfer veya rant kollama olarak adlandırılan bu çabalar, sonucunda da devlet faaliyetlerinde genişleme devam eder. Çıkar ve baskı gruplarının devletten teşvik elde etmek için sarf ettikleri gayret ve yaptıkları harcamalar Milli Gelire hiçbir katkı sağlamadığı gibi maliyet unsuru olarak mal ve hizmetlerin fiyatı ile topluma yansıtılır.

Siyasal Yolsuzluk ile Yönetsel Yolsuzluk sınıflandırmasında temel kriter, yolsuzluğu yapan kişilerden en az birisinin siyasetçi yada bürokrat olmasıdır. Bu nedenle sınıflandırması da kolaydır. Ancak Ekonomik Yolsuzluk olayında her iki durumda söz konusu olabilmektedir. Devletin ekonomik hayat içindeki ağırlığı ile doğru orantılıdır.

Son yıllarda ise devletin küçülmesi gerekliliği doğrultusun da gerçekleşen ekonomik değişimler arasında özelleştirme, yolsuzlukla en yakından bağlantılı konu haline gelmiştir.

Siyasi partilerin faaliyetlerini finanse etmek ve belirli politik grupların üyelerine iş sağlamak için sıklıkla kullanılmalarından dolayı, kamu teşebbüslerinin yolsuzluk ve özellikle siyasi yozlaşmanın ana kaynağı olduğuna şüphe yoktur. Özellikle siyasi yolsuzlukta sıklıkla kullanılan bir aracı ortadan kaldırması nedeniyle suni tekellerin özelleştirilmesi bu tip yolsuzluğu azaltmak için gereklidir. Ne yazık ki, kamu teşebbüslerini özelleştirme sürecinin kendisi bile öyle durumlar yaratmaktadır ki, temel kararlarda takdir hakkı bulunan bireyler (bakanlar ya da yüksek mevkideki siyasetçiler) ya da dışarıdakilerin ulaşamayacağı bilgilere sahip olan yöneticiler, özelleştirmeyi kendi çıkarları için kullanabilmektedirler.

Bu tip problemler, dünyanın her bölgesinde gözlemlenmekte ve saptanmaktadır. Ama suiistimaller, özellikle geçiş sürecindeki ekonomilerde ön plana çıkmaktadır.

Kamu teşebbüslerinin özel mülkiyete geçişi ile ilgili suiistimaller, yağmalama ya da peşkeş çekme gibi terimlerle ifade edilmektedir. Bu ülkelerde bazı insanlar, söz konusu suiistimaller sayesinde aşırı derecede zenginleşmişlerdir.

Bu noktada, Rusya deneyiminden iki örnek akla gelmektedir. Gazprom gibi büyük tekellerin özelleştirilmesinde, siyasi erke yakın olan pek çok kişi, değeri çok yüksek olan hisseleri çok düşük maliyetlerle ele geçirmişlerdir. Ayrıca, “hisse karşılığı borç” sistemi sonucunda bazı bankalar, firmalara borç vererek bu teşebbüslerin ortakları haline gelmişlerdir. Bu gelişmeler, bir çok Rus vatandaşını piyasa ekonomisinin faydaları hakkında ciddi şüphe duymaya yöneltmiştir

Son yıllar da ülkemiz de hızla özelleştirme yapmaya başlamış ancak devletin küçülmesi açısından beklenen başarıyı sağlayamadığı gibi, özelleştirilen kamu bankalarında özelleştirme esnasında ve özelleştirmeden sonraki dönem de meydana gelen yolsuzluk olayları, ekonomik yolsuzluklara tipik bir örnektir. Bir tarafında devletin ekonomik hayat içindeki rolü, diğer tarafta siyasetçi ve bürokrat ile işadamlarından oluşan karmaşık yapıda bu tür ekonomik yolsuzluklar meydana gelmiştir.

Bunların yanı sıra, gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere birçok ülkede, devletin rolü sayısız kural ya da düzenlemeler çerçevesinde yürütülmektedir. Bu ülkelerde, çeşitli usullerle verilen lisanslar, izinler ve onaylar birçok faaliyeti gerçekleştirebilmek için gereklidir. Bir mağazayı açmak veya açık tutmak, borçlanmak, yatırım yapmak, araba kullanmak, araba almak, ev yapmak, dışarıyla ticaret yapmak, döviz almak, pasaport çıkartmak, yurtdışına gitmek ve daha birçok şey için özel belgeler ve onaylar gereklidir. Onay almak için çoğunlukla çeşitli kamu görevlileri ile temas kurmak gerekmektedir.

Söz konusu düzenlemelerin ve onay işlemlerinin varlığı, bir faaliyeti onaylayan veya denetleyen kamu görevlisine tekel gücü vermektedir. Bu görevliler, onay vermeyi reddedebilir ya da aylarca hatta yıllarca geciktirebilirler. Kamusal yetkiler bu yolla, onay ya da izin alması gereken şahıslardan rüşvet almak için kullanılabilir. Örneğin, Hindistan’da “ruhsat kralı” nitelemesi, ekonomik faaliyetlerin birçoğu için gerekli olan izinleri satan kişiler için kullanılmaktadır . Kimi ülkelerde, kişiler aracılık veya komisyonculuk yapabilmektedir. Bazı durumlarda, düzenlemelerin şeffaf ya da kamuya açık olmaması ve onay işleminin belirli bir daire veya birey tarafından yapıldığı gerçeği bürokratlara büyük bir güç vermekte ve rüşvet almak için iyi bir fırsat yaratmaktadır.

Söz konusu düzenlemelerin varlığı, vatandaşlar ile bürokratlar arasında sık sık temas kurulması gereğini ortaya çıkarmaktadır. Özellikle gelişmekte ve geçiş döneminde olan ülkelerde yapılan araştırmalar, özellikle küçük teşebbüslerin yöneticilerinin, zamanlarının çoğunu bürokratlarla pazarlık yaparak geçirdiklerini göstermektedir.

Ayrıca, bu izinlerin alınması ve kamu görevlileri ile pazarlık yapılması çok büyük zaman almaktadır. İşletmelerin yönetiminden çalınan bu zaman rüşvet ödenerek azaltılabilir.

Yatırım projeleri ile üst düzey sorumluların karıştığı yolsuzluklar sık sık birlikte anılmaktadır. Kamu yatırım projelerine ilişkin kararlar üzerinde üst düzey kamu görevlilerinin takdir yetkisine sahip olmaları, bu tip kamu harcamalarının, yolsuzluk nedeniyle, hem büyüklük hem de içerik olarak olumsuz yönde etkilenmesine neden olmaktadır.

Kamu projeleri, bazen sırf belirli birey veya siyasi gruplar projelerden “komisyon” alabilsin diye gerçekleştirilmektedir. Bu durum, bu tip harcamaların verimliliğini azaltmakta ve yatırım seçiminde kullanılan kâr-zarar analizi gibi objektif kriterler açısından projeleri meşru kılmamaktadır.

Devletin mal ve hizmet alımı demek olan ihaleler, yolsuzluk tarafından etkilenen başka bir alandır. Yolsuzluk olasılığını azaltmak için bazı ülkeler, alınacak malların fiyatlarının önemli ölçüde yükselmesine yol açmak pahasına, karmaşık ve masraflı prosedürler geliştirmektedir.

Bütçe dışı hesaplar, birçok ülkede görülmektedir. Bazıları meşru ve belirli amaçlar için tesis edilmektedir. (emeklilik fonları, yol yapım fonları vb.). Diğerleri ise siyasi ve idari kontrollerden sıyrılmak için oluşturulmaktadır. Bazı ülkelerde, dış yardımlardan gelen veya petrol ve demir-çelik gibi doğal kaynakların satışından elde edilen paralar, daha az şeffaf ve daha az kontrol edilen özel hesaplara aktarılmaktadır. Bu paranın bir kısmı yasadışı kullanımlar için harcanabilir veya bazı ceplere girebilir.

Tüm bu alanlarda şeffaflığın ve etkin kurumsal kontrolün bulunmaması, yolsuzluğa yol açan temel faktörlerdir.

 

Birçok ülkede devlet, çeşitli mal, hizmet ve belirli kaynakları piyasa fiyatlarının altında sunmaktadır. Ucuz döviz ve kredi, ucuz elektrik, su ve ev temini, eğitim ve sağlık imkanlarından ucuz/parasız yararlanma vb. örnek olarak gösterilebilir. Malüllük ödeneği de bu kapsamda değerlendirilebilir. Bazı ülkelerde malüllük ödenekleri, yolsuzluk için uygun bir alan haline gelmiştir. Diğer ülkelerde de, geniş kredi ve döviz imkanlarına piyasa fiyatlarının altında ulaşılabilen bazı bireyler çok büyük çıkarlar elde etmişlerdir.

Bütün bunların yanı sıra siyaset yapacak olan kişilerin önündeki engeller dolayısıyla, memur ve aydın kişilerin siyasi hayatın dışında kalması sonucu, siyaset meydanının kendilerine kaldığı insanların büyük kısmının, siyaseti halka hizmet makamı yerine, ticaretin, para kazanmanın bir aracı olarak görmeleri ve devletin ekonomik sistem içinde ki ağırlığı sonucu Ekonomik Yolsuzluklar oluşmaktadır.

Ekonomik yolsuzluk denildiğinde, ucuz kredi temini, bugünlerde ise batık krediler, vergi kaçakçılığı, özelleştirme uygulamalarındaki yolsuzlukların yanı sıra, bilimsel literatürde “Rant Kollama” diye tabir edilen yolsuzluk türünü de ekonomik yolsuzluklar içeresin de değerlendirmek uygun olacaktır.

3.1 Rant Kollama:

Rant kollama, çıkar veya baskı grupların, devlet tarafından suni olarak yaratılmış bir ekonomik transferi elde etmek için giriştikleri faaliyetlerdir. Burada önemli olan husus, “gerçek rant” ile “suni rant”ı birbirinden ayırmaktır.

Gerçek rant, ekonomideki arz ve talep arasındaki ilişkilere göre ortaya çıkmakta ve bu kavram daha ziyade toprağın, belirli bir süre sonra sahibine çalışmadan bir gelir getirmesi anlamına gelmektedir.

Suni rant ise, bizzat devlet tarafından, bazı ekonomik faaliyetler üzerine sınırlamalar konulması ve/veya ekonomik faaliyetlerin bizzat devlet tarafından düzenlenmesi suretiyle ortaya çıkmaktadır. İşte Rant Kollama, çıkar ve baskı gruplarının devlet tarafından yaratılan bir “suni rant”ı elde etmek için mevcut kıt kaynaklarını sarf etmelerini ifade etmektedir.

Tanımı biraz daha açacak olursak; rant kollama kavramını, devletten bir ekonomik veya sosyal transfer elde etmek amacıyla çıkar ve baskı gruplarının girişmiş oldukları faaliyetler ve bu amaçla yapmış oldukları harcamalar şeklinde tanımlayabiliriz.

Söz konusu ekonomik ve sosyal transferlerin başlıcalar aşağıda gösterilmiştir.

3.2 Monopol Kollama: Devlet tarafından imtiyaz hakkı verilen bir monopolün elde edilmesi için çıkar ve baskı gruplarının girişmiş oldukları lobicilik faaliyetleri ve bu amaçla yapmış oldukları harcamalar Monopol Kollama olarak adlandırılır. Tekel kollama davranışları daha çok yeni icatların olduğu sektörlerde görülmektedir. Bu sektörler icat ettikleri ve üretim esnasında gerçekleştirdikleri teni yöntemlerin, uzun süre potansiyel üreticilerin eline geçmemesi için yasal birtakım kurallar oluşturmaya çalışırlar.

3.3 Tarife Kollama: Çıkar ve baskı gruplarının yurt içi piyasada kârlarını maksimum düzeye çıkarmak için belirli mal ve hizmetlerin ithalinde tarife (ithalat vergisi) uygulanması veya ithalatın yasaklanması için girişmiş oldukları lobicilik faaliyetleri ve bu amaçla yapmış oldukları harcamalara Tarife Kollama adı verilmektedir. Tarife kollama lobileri, dış ticarette uygulanan tarife oranlarının istekleri doğrultusunda değiştirilmesi sonucunda gelirlerini maksimum seviyeye çıkarmayı amaç edinmektedirler.

Ülkemiz ekonomisini yakından takip edenlerin bileceği üzere, Dış Ticarette ki gümrük tarifeleri üzerinde kişiye ve olaylara özel değişiklerle bir takım çıkar çevrelerine büyük menfaatler sağlanmasına ilişkin olaylara sıkça rastlanılmıştır.

3.4 Lisans Kollama: İthalatta tahsisli kotalardan lisans belgesi almak için yapılan lobicilik faaliyetlerine Lisans Kollama adı verilmektedir. Burada ithalatta izin belgesi (lisans) almak suretiyle elde edilecek rantlar söz konusudur. Bir çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de bu lisans dağıtım işi kamu kuruluşları kanalıyla yapılmakta olduğundan, iktidar gücünü elinde bulunduranlar bu olaydan maksimum derecede yararlanmış olup,bu iş karşılığı çok sayıda yolsuzluk yaşanmıştır.

3.5 Kota Kollama: İthalatın kota veya kontenjan sistemine tabi olması durumunda bazı kişi ve kurumların veya daha doğru bir ifadeyle çıkar ve baskı gruplarının global kota ve tahsisli kotaların artırılması girişimlerine ve bu amaçla yapmış oldukları harcamalara Kota Kollama veya Kontenjan Kollama adı verilmektedir.

Burada bir taraf ithalata konu mal ve hizmetler üzerindeki miktar kısıtlamalarının kaldırılması ve/veya kapsamının daraltılması için mücadele verirken, diğer bir kısım yurt içi piyasadaki kârlarını maksimize etmek için miktar kısıtlamalarının kapsamının genişletilmesine çalışmaktadır.

Kota uygulamasında kollananlar genellikle yabancı üreticilerdir. Yabancı mal ithal eden aracı firmalarda aynı şekilde, ellerindeki az sayıda malı yut içinde istedikleri fiyattan satarlar. Böylece karlar yüksek tutulduğu için yapılan lobi çalışmaları, yabancı üreticilerin daha çok kazanması sonucunu doğuracaktır. Ayrıca bu kotaların dağıtımında kamu görevlileri ile siyasi otoritenin çok sayıda yolsuzluğa bulaştığı görülmektedir.

3.6 Sosyal Yardım Kollama (Alturizm Kollama): Ekonomide kişi ve kurumların lobicilik yaparak devletten sosyal gayeli mali yardım (örneğin işsizlik yardımı, fakirlik yardımı,vb.) elde etme faaliyetlerine “Sosyal Yardım Kollama” veya “Alturizm Kollama” adı verilmektedir. Ülkemiz uygulamalarında Fakir Fukara Fonu(Fak-Fuk-Fon) ile kimsesiz ve muhtaç durumda olan yaşlılara bağlanan aylıklarda yapılan kayırmacılıkların yan ısıra, son yıllarda ki sağlık sistemindeki yeşil kart uygulamaları Sosyal Yardım Kollamaya en iyi örneklerdir.

3.7 Teşvik Kollama (Sübvansiyon Kollama): Çıkar ve baskı gruplarının devletten iktisadi gayeli mali yardımlar (faizsiz veya düşük faizli krediler, tarımsal ürünler için destekleme alımları, vergi istisna ve muafiyetleri vb.) elde etmek için girişmiş oldukları faaliyetler Teşvik veya Sübvansiyon Kollama olarak adlandırılmaktadır.

Teşvik kollama faaliyetlerin de genellikle üç taraf vardır. Konu çok teknik boyutlar içerdiği için bir tarafta olayın teknik ve yasal alt yapısını iyi bilen aracılar, diğer tarafta ise devlet ve teşviklerden yararlanmak isteyen kişi yada gruplar bulunmaktadır.

Ülkemizde de olduğu gibi teşviki genellikle merkezi otoriteler dağıtmaktadır. Doğrudan siyasi otoriteye bağlı bu kurumlarda teşvik dağıtımı sırasında yolsuzluklar ortaya çıkmaktadır. Genellikle teşvik almak isteyenler bundan kaynaklanacak olan rantın büyük kısmını aracılara yada teşvikleri dağıtanlara vermektedirler.

Hükümetler teşvikleri farklı amaçlarla devreye sokmak istemektedirler. Bazen bölgeler arsındaki kalkınmışlık dengesizliklerini gidermek için geri kalmış bölgelere yatırım yapılması için teşvik verilmektedir.

 

Ülkemiz uygulamasında öncelikle Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerimizin kalkınmasını temin amaçlı çıkarılan “Kalkınmada Öncelikli Yöre “ uygulaması ile bu bölgeler yapılan yatırımların birtakım vergi muafiyet ve istisnalarının yan ısıra yapılan yatırımların belirli fonlar kanalıyla finansmanının sağlandığı da görülmüştür.

Bunun yanı sıra birtakım malların üretilmesi ve bazı sektörlerin desteklenmesine yönelik teşvik uygulamaları da yapılmaktadır. Ülkemizde Turizm ve sanayi Sektörü ile Enerji Sektörlerinde bu türden teşvik uygulamaları çok sayıda yapılmıştır. Daha sonraları ise KOBİ yatırımlarını teşvik uygulamalarına geçilmiştir.Başlangıçta iyi niyetle yapılan teşvik uygulamalarının her türün de çeşitli yolsuzluklar yaşanmıştır. Bunlar teşvikin dağıtımında yaşandığı gibi alınan teşviklerin amaçları dışında kullanılması suretiyle de yaşanmıştır.

Erzurum Milletvekili İsmail KÖSE’nin bir araştırmada kullanmak amacıyla verdiği yazılı soru önergesine ilgili bakan Kemal DERVİŞ tarafından verilen cevaba göre ülkemizde 1980-2001 yılları arasında verilen yatırım teşvik belgesi sayısı 59.646 olarak ortaya çıkmıştır. Bunlara konu sabit yatırım tutarı ise, 42.734.366.464.000.000. TL(Eski para) olarak yani yaklaşık 43 katrilyon lira olarak ortaya çıkmıştır. Bu yatırım teşvik belgeleri tarım, madencilik, imalat, enerji, Hizmet sektörü gibi alanlar için verilmiştir.

Ayrıca bu dönemde verilen Kaynak Kullanma Destekleme Pirimi(KKDP) ve Kaynak Kullanma Destekleme Fonu(KKDF) uygulamasından yararlanmak için verilen belge sayısı da 13.184 olarak belirtilmiştir. KOBİ Yatırımlarına verilen teşvik belgesi sayısı ise 5.891 olarak belirtilmektedir.

 

 

 

3.8 İnsider Trading ve Tüyo Kollama :

Herhangi bir şirkette, şirket sahiplerinin, yöneticilerin, denetçilerin, danışmanların, çalışanların, hissedarların ve sair şirketle ilgili üçüncü şahısların şirkete ait önceden halka açıklanmamış bilgilerden yararlanarak, bu bilgileri başka kimselere tüyo vererek sızdırmak suretiyle menkul kıymet piyasalarında haksız bir kazanç elde etmeleri ve yahut da karşılaşacakları muhtemel zararlardan kurtulmalarıdır. Ülkemiz gibi menkul kıymetler piyasasını daha yeni olduğu ülkelerde denetim eksikliğinden dolayı bu şekilde rant kollama faaliyetlerine sıkça rastlanmaktadır.

Hakkında admin

Check Also

DİKKAT BAĞIMSIZ DENETİM  RAPOR FORMATINA UYMAMAKTAN DOLAYI FİRMALARA CEZA GELİYOR/ABDULLAH ÇAVUŞ(25.09.2020)

DİKKAT BAĞIMSIZ DENETİM  RAPOR FORMATINA UYMAMAKTAN DOLAYI FİRMALARA CEZA GELİYOR Abdullah ÇAVUŞ/Bağımsız Denetçiler Derneği Başkanı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×