Anasayfa / Manşet / BASKI GRUPLARININ KARIŞTIĞI BİR SİYASAL YOLSUZLUK ÖRNEĞİ: RANT KOLLAMA/Abdullah ÇAVUŞ/E. Vergi Müfettişi

BASKI GRUPLARININ KARIŞTIĞI BİR SİYASAL YOLSUZLUK ÖRNEĞİ: RANT KOLLAMA/Abdullah ÇAVUŞ/E. Vergi Müfettişi

BASKI GRUPLARININ KARIŞTIĞI BİR SİYASAL YOLSUZLUK ÖRNEĞİ: RANT KOLLAMA

Abdullah ÇAVUŞ/E. Vergi Müfettişi

Rant: Herhangi bir üretim faktörüne, onu belirli bir istihdam alanında tutmak için gerekli olan miktardan fazla yapılan ödeme. Toprağın ve üzerindekilerin kullanımı için ödenen fiyattır. Rant, üretimde kullanılan tabiat faktörünün karşılığında elde edilen gelir payıdır. Rant, ücret ve faiz gibi önceden belirlenen bir kıymettir.

Rantın varlığını toprak ve toprağın kıt olması ortaya çıkarır. Düşünün herkese yetecek kadar arazi olsa o araziyi kimse almaya ihtiyaç duymayacaktır. Ancak arazinin az olmasıyla, o araziyi kullanacakların da bir bedel ödemesi gerekecektir. Ödenen bu bedel, ödeyen açısından gider, alan açısından gelir olarak nitelendirilir.

Rantlar elde edildikleri tabiat kaynağına göre isim alırlar. Örneğin, verimli toprak rantına diferansiyel rant, arazisi ürün pazarına yakın olanların bu yakınlıktan dolayı aldıkları ranta mevki rantı, toprağında maden olanların elde ettiği ranta maden rantı, şehirde arazisi olupda bundan elde edilen gelire şehir rantı denir.

Türkiye’de başlayan kentsel dönüşüm ile çok fazla kullanılmaya başlanan kelime olan kentsel rant ise kentle ilgili, kentte yaşamaktan kaynaklı ya da şehir ekonomisinin oluşturduğu rantların tamamıdır. Kentsel rantı oluşturan birçok neden vardır. Gayrimenkulün değeri, nüfus artışı ve sanayileşme bunlardan bazılarıdır.

“Kentsel Rant” kavramının sözlük anlamı ise kentle ilgili, kentte yaşamaktan kaynaklanan veya şehir ekonomisinin oluşturduğu rantların tamamını kapsamaktadır. Gelişen kent hayatı ve ekonomisi gayri menkule bağlı olan ve olmayan bir çok rant türünün de ortaya çıkması sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle şehir rantı tabirinin yerine çoğul olarak “şehir rantları” kullanmakta fayda bulunmaktadır.

Kentsel rant kavramı ise birçok rant türünü kapsayan bir kavramdır. Gelişmekte olan kent ekonomisi içinde kentsel rant veya şehir rantı tanımına uyabilecek bir çok faaliyete rastlamak mümkündür. Gayri menkuller gerek konumundan, gerek bulunduğu ortamın sunduğu imkanların ve kamusal hizmetlere olan yakınlığı sayesinde değerinde vuku bulan değer artışlarının yanı sıra küçük bir işyerine ödenen ve halk arasında hava parası adı altında yapılan ödemeler, o bölgeleri birer rant merkezi haline getirmektedirler.

Kentsel rant kavramına verilebilecek örneklerin başında rant merkezi olarak belirlenen alanın daha sonra başka şahıslara devri halinde elde edilen ve hiçbir kayda girmeyen kazançlar gelmektedir. Diğer taraftan arsa ve arazi spekülasyonu günümüzün bu alandaki en önemli sorunlarından birisi haline gelmiş durumundadır.

Kentsel rant, günümüzde bir çok yazında ve medyada, olumsuz bir kavram olarak iletilmektedir. Bazı bilim adamları aydınlar ve sivil toplum kuruluşları dahi, kentsel rantı istenmeyen bir olgu şeklinde tanımlamaktadırlar. Bunun nedenlerini, özel mülkiyet egemenliği, imar elastikiyeti, piyasa ve rekabet odaklanması, haksız kazanç, kentin görünümünü bozma şeklinde sıralamaktadırlar.

Şikâyet edilen bir başka husus da, elde edilen rantın kamu yararına değil, özel girişimciler ve çeşitli piyasa aktörleri arasında paylaşılıyor olmasıdır. Rant amaçlı olarak elde edilen projelerin de insan odaklı değil, kâr amaçlı olması bir başka eleştiri noktasıdır.

Her türlü imar değişikliği, rant değişikliğini de beraberinde getirir. Okul, yol, park gibi imar ögesi, çevre parsellerin değer değişimine, genellikle rant artışına neden olur. Dolayısıyla ranttan bahsetmek için yalnızca kat adedi fazlalaşmasına gerek yoktur. Son günlerde Şehir Hastanesine ulaşımı ODTÜ arazisi içinden geçirilen yol üzerinden yapılan tartışmaların medyada yeni konut reklamlarına nasıl yansıdığına bakmak yeterli olacaktır. Bu yeni yol lokasyon rantının da bu alanlar için yeniden gündeme ve konut pazarına nasıl yansıdığının yeni örneklerini oluşturmaktadır.

Türkiye’de rant süreci sanayinin gelişmesi ile başlamıştır. Günümüzde ise rant üzerinde gelir sağlamak yaygınlaşmıştır. Kentsel rant ise kentsel planı oluşturan en önemli etken halini almıştır. Kentsel planlarda rantın yol vermesi ise çarpık kentleşmeyi doğurmuştur.

Ülkemizde kentleşmenin hızlandığı yıllardan bu yana, tarımsal ve kentsel topraklar rant arayıcıları için çekici bir alan olma niteliği kazanmıştır. Hele de, 1980’li yılların başlarından bu yana, küreselleşme ve liberalleşme, açıktan para kazanmayı neredeyse saygı duyulan bir uğraş durumuna getirince, kentsel topraklar kimi varlıklı açıkgözler için en büyük kazanç kapısı olmuştur.

Açıkça göze çarpan bu değer yozlaşması karşısında, kentlerimizi artık imar planları değil, rant peşinde koşanların yatırımları biçimlendirmeye başladı. Kentleşmenin çarpıklığını ve sağlıksız gelişimini açıklamak için başka nedenler aramaya gerek bile kalmadı artık. Ne yazık ki, son birkaç yıl içinde giderek hızlanan rant paylaşım kavgalarına devleti yönetenler de kendi açılarından elverişli ortam hazırlamaya ve yön vermeye çalışmaktan geri kalmadılar. Uluslararası sermayenin de ortaklık etmekte yarar gördüğü bu yeni düzene karşı, kamu kuruluşu niteliğindeki meslek odalarımızdan kimileri, özellikle Mimarlar Odası, öteden beri bilinçli bir duyarlılıkla hep karşı olmuşlardır. Halkı ve toplumu, bu gidişin tehlikelerine karşı uyarmayı görev bilmişlerdir.

RANT KOLLAMA faaliyetlerin bir çoğu Türk Ceza kanununda veya ceza hükmü içeren diğer kanunlarda suç olarak tanımlanmayan, ancak bazı unsurlarının mevcudiyeti halinde devlet memurları açısından görevi ihmal ya da görevi suiistimal suçlarının kapsamında  düşünülebilecek yolsuzluk eylemleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Rant kollama, çıkar veya baskı grupların, devlet tarafından suni olarak yaratılmış bir ekonomik transferi elde etmek için giriştikleri
faaliyetlerdir. Burada önemli olan husus, “gerçek rant” ile “suni rant”ı birbirinden ayırmaktır.

GERÇEK RANT, ekonomideki arz ve talep arasındaki ilişkilere göre ortaya çıkmakta ve bu kavram daha ziyade toprağın, belirli bir
süre sonra sahibine çalışmadan bir gelir getirmesi anlamına gelmektedir.

SUNİ RANT ise, bizzat devlet tarafından, bazı ekonomik faaliyetler üzerine sınırlamalar konulması ve/veya ekonomik
faaliyetlerin bizzat devlet tarafından düzenlenmesi suretiyle ortaya çıkmaktadır. İşte Rant Kollama, çıkar ve baskı gruplarının devlet tarafından yaratılan bir “suni rant”ı elde etmek için mevcut kıt kaynaklarını sarf etmelerini ifade etmektedir.

Tanımı biraz daha açacak olursak; rant kollama kavramını devletten bir ekonomik veya sosyal transfer elde etmek amacıyla çıkar ve baskı gruplarının girişmiş oldukları faaliyetler ve bu amaçla yapmış oldukları harcamalar şeklinde tanımlayabiliriz.

1- Monopol Kollama:

Devlet tarafından imtiyaz hakkı verilen bir monopolün elde edilmesi için çıkar ve baskı gruplarının girişmiş oldukları lobicilik
faaliyetleri ve bu amaçla yapmış oldukları harcamalar Monopol Kollama olarak adlandırılır. Tekel kollama davranışları daha çok yeni icatların olduğu sektörlerde görülmektedir. Bu sektörler icat ettikleri ve üretim esnasında gerçekleştirdikleri teni yöntemlerin, uzun süre potansiyel üreticilerin eline geçmemesi için yasal birtakım kurallar oluşturmaya çalışırlar.

2- Tarife Kollama:

Çıkar ve baskı gruplarının yurt içi piyasada kârlarını maksimum düzeye çıkarmak için belirli mal ve hizmetlerin ithalinde tarife
(ithalat vergisi) uygulanması veya ithalatın yasaklanması için girişmiş oldukları lobicilik faaliyetleri ve bu amaçla yapmış oldukları harcamalara Tarife Kollama adı verilmektedir. Tarife kollama lobileri, dış ticarette uygulanan tarife oranlarının istekleri doğrultusunda değiştirilmesi sonucunda gelirlerini maksimum seviyeye çıkarmayı amaç edinmektedirler.

Ülkemiz ekonomisini yakından takip edenlerin bileceği üzere, Dış Ticarette ki  gümrük tarifeleri üzerinde kişiye ve olaylara özel değişiklerle bir takım çıkar çevrelerine büyük menfaatler sağlanmasına ilişkin olaylara sıkça rastlanılmıştır.

3- Lisans Kollama:

İthalatta tahsisli kotalardan lisans belgesi almak için yapılan lobicilik faaliyetlerine Lisans Kollama adı verilmektedir. Burada ithalatta izin belgesi (lisans) almak suretiyle elde edilecek rantlar söz konusudur. Bir çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de bu lisans dağıtım işi kamu kuruluşları kanalıyla yapılmakta olduğundan, iktidar gücünü elinde bulunduranlar bu olaydan maksimum derecede yararlanmış olup,bu iş karşılığı çok sayıda yolsuzluk yaşanmıştır.

4- Kota Kollama:

İthalatın kota veya kontenjan sistemine tabi olması durumunda bazı kişi ve kurumların veya daha doğru bir ifadeyle çıkar ve baskı gruplarının global kota ve tahsisli kotaların artırılması girişimlerine ve bu amaçla yapmış oldukları harcamalara Kota Kollama veya Kontenjan Kollama adı verilmektedir.

Burada bir taraf ithalata konu mal ve hizmetler üzerindeki miktar kısıtlamalarının kaldırılması ve/veya kapsamının daraltılması için mücadele verirken, diğer bir kısım yurt içi piyasadaki kârlarını maksimize etmek için miktar kısıtlamalarının kapsamının genişletilmesine çalışmaktadır.

Kota uygulamasında kollananlar genellikle yabancı üreticilerdir. Yabancı mal ithal eden aracı firmalarda aynı şekilde, ellerindeki az sayıda malı yut içinde istedikleri fiyattan satarlar. Böylece karlar yüksek tutulduğu için yapılan lobi çalışmaları, yabancı üreticilerin
daha çok kazanması sonucunu doğuracaktır. Ayrıca bu kotaların dağıtımında kamu görevlileri ile siyasi otoritenin çok sayıda yolsuzluğa bulaştığı görülmektedir.

5- Sosyal Yardım Kollama (Alturizm Kollama):

Ekonomide kişi ve kurumların lobicilik yaparak devletten sosyal gayeli mali yardım (örneğin işsizlik yardımı, fakirlik yardımı,vb.) elde
etme faaliyetlerine “Sosyal Yardım Kollama” veya “Alturizm Kollama” adı verilmektedir. Ülkemiz uygulamalarında Fakir Fukara Fonu(Fak-Fuk-Fon) ile kimsesiz ve muhtaç durumda olan yaşlılara bağlanan aylıklarda yapılan kayırmacılıkların yan ısıra, son yıllarda ki sağlık sistemindeki yeşil kart uygulamaları Sosyal Yardım Kollamaya en iyi örneklerdir.

6- Teşvik Kollama (Sübvansiyon Kollama):

Çıkar ve baskı gruplarının devletten iktisadi gayeli mali yardımlar (faizsiz veya düşük faizli krediler, tarımsal ürünler için destekleme alımları,
vergi istisna ve muafiyetleri vb.) elde etmek için girişmiş oldukları faaliyetler Teşvik veya Sübvansiyon Kollama olarak adlandırılmaktadır. Teşvik kollama faaliyetlerin de genellikle üç taraf vardır.

Konu çok teknik boyutlar içerdiği için bir tarafta olayın teknik ve yasal alt yapısını iyi bilen aracılar, diğer tarafta ise devlet  ve teşviklerden yararlanmak isteyen kişi yada gruplar bulunmaktadır.

Ülkemizde de olduğu gibi teşviki genellikle merkezi otoriteler dağıtmaktadır. Doğrudan siyasi otoriteye bağlı bu kurumlarda teşvik
dağıtımı sırasında yolsuzluklar ortaya çıkmaktadır.

Genellikle teşvik almak isteyenler bundan kaynaklanacak olan rantın büyük kısmını aracılara yada teşvikleri dağıtanlara vermektedirler.

Hükümetler teşvikleri farklı amaçlarla devreye sokmak istemektedirler. Bazen bölgeler arsındaki kalkınmışlık dengesizliklerini
gidermek için geri kalmış bölgelere yatırım yapılması için teşvik verilmektedir.

Ülkemiz uygulamasında öncelikle Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerimizin kalkınmasını temin amaçlı çıkarılan “Kalkınmada Öncelikli Yöre “ uygulaması ile bu bölgeler yapılan yatırımların birtakım vergi muafiyet ve istisnalarının yan ısıra yapılan yatırımların belirli fonlar kanalıyla finansmanının sağlandığı da görülmüştür.

Bunun yanı sıra birtakım malların üretilmesi ve bazı sektörlerin desteklenmesine yönelik teşvik uygulamaları da yapılmaktadır.
Ülkemizde Turizm ve sanayi Sektörü ile Enerji Sektörlerinde bu türden teşvik uygulamaları çok sayıda yapılmıştır. Daha sonraları ise KOBİ yatırımlarını teşvik uygulamalarına geçilmiştir.

Başlangıçta iyi niyetle yapılan teşvik uygulamalarının her türün de çeşitli yolsuzluklar yaşanmıştır. Bunlar teşvikin dağıtımında
yaşandığı gibi alınan teşviklerin amaçları dışında kullanılması suretiyle de yaşanmıştır.

Erzurum Milletvekili İsmail KÖSE’nin bir araştırmada kullanmak amacıyla verdiği yazılı soru önergesine ilgili bakan Kemal DERVİŞ
tarafından verilen cevaba göre ülkemizde 1980-2001 yılları arasında verilen yatırım teşvik belgesi sayısı 59.646 olarak ortaya çıkmıştır. Bunlara konu sabit yatırım tutarı ise, 42.734.366.464.000.000. tl olarak yani yaklaşık 43 katrilyon lira olarak ortaya çıkmıştır.(Eski TL)

Bu yatırım teşvik belgeleri tarım, madencilik, imalat, enerji, Hizmet sektörü gibi alanlar için verilmiştir. Ayrıca bu dönemde verilen Kaynak Kullanma Destekleme Pirimi(KKDP) ve Kaynak Kullanma Destekleme Fonu(KKDF) uygulamasından yararlanmak için verilen belge sayısı da 13.184 olarak belirtilmiştir. KOBİ Yatırımlarına verilen teşvik belgesi sayısı ise 5.891 olarak belirtilmektedir.

Türkiye’de dönemsel olarak uygulanan iktisat politikaları bağlamında rant yaratma mekanizmaları ve rant arama faaliyetlerinde farklılaşmalar görülmektedir.

1960–1980 döneminde uygulanan ithal ikameci sanayileşme politikaları doğrultusunda rant yaratma mekanizması özellikle ithalat yoluyla ortaya çıkmış; “kota arama” ve “lisans arama” faaliyetleri yoğun olarak görülmüştür. Bu dönemde ithalatın lisans, izin ve kotaya bağlanması bazılarının resmi fiyattan almaya çalıştığı dövizi kararnameyle başka kesimlere aktarma anlamına geldiğinden, rant arama faaliyetlerinin yoğunluğu artmıştır. Ara mal ithalatında düşük kurdan döviz alabilen bazı sanayi çevreleri nihai mal üretiminde aşırı karlar elde etmişlerdir. Bu dönemde ayrıca KİT’ler özel sektöre piyasa fiyatının çok altında ara girdi satarak, özel sektöre önemli rantlar aktarmışlardır.

1980 sonrası süreçte sanayileşmeden vazgeçilmesi ve “ne pahasına olursa olsun döviz kazanmayı” hedefleyen neo-liberal yapısal uyum politikalarının benimsenmesiyle, rant yaratma mekanizmaları ve rant arama faaliyeti niteliksel bir dönüşüme uğramaya başlamıştır. Temelleri 1980’lerin başında atılan, IMF ve Dünya Bankası güdümünde devletin ekonomide küçültülmesi ve serbest piyasa ekonomisine geçişi öngören uzun dönemli “yapısal uyum modeli”, 1980’den günümüze rant yaratma ve rant aramanın temel niteliklerini belirlemeye başlamıştır.

Bu modelin, 1980’lerin başında uygulamaya konan, ithalatın  liberalize edilmesi ve ihracatın teşvik edilmesini öngören “ticari serbestleşme” aşamasında, ihracatta vergi iadesi, düşük maliyetli ihracat kredileri ve gümrük muafiyetli hammadde ithalatı gibi teşvikler önem kazanmıştır. 1980’lerin ortasında kaynak kullanımı destekleme fonundan ihracatçıya prim ödemeleri ve KDV istisnaları öne çıkarken, 1989 yılında ihracatta vergi iadesi uygulaması kaldırılmasın rağmen, teşvik mekanizmasındaki boşluk ve denetim yetersizliği hayali ihracatı beraberinde getirmiştir.

Bu dönemle birlikte özellikle ihracat kanallı rant arama faaliyetlerinin doruğa çıktığını belirtelim. Aynı dönemde yatırımlarda teşvik arama, hayali yatırım, korumacılık ve tarife arama ile özelleştirmeyle ilgili rant arama faaliyetlerine de rastlandığını vurgulayalımxx. Ayrıca her dönemde Türkiye’de devletin tarım kesine yönelik aktardığı rantların çok önemli boyutlarda olduğunu ve buna yönelik rant arama faaliyetlerine de dikkat çekmek gerekir.

1990’lı yılların başından itibaren bahsi geçen modelin ticari serbestleşme aşamasını “finansal serbestleşme” izlemiş ve iktisat politikası araçlarının ulusal kontrolü, küresel sermayenin güçlü aktörlerine terk edilmiştir. Yapısal uyum politikalarının dayatmalarıyla finansal piyasaların geliştirilmesi adına kamu borçlanması araç olarak kullanılmaya başlanmış ve bir taraftan bütçe açığı oluşurken diğer taraftan kamu kesimi borçlanma gereği ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla maliye politikasının yerini borç yönetimi almıştır.

Uygulanan para politikası ve kur politikalarıyla; TL’nin aşırı değerlenmesi ve yüksek faizle kısa vadeli sermaye girişine bel bağlanmıştır. Rant ekonomisinin doruğa ulaştığı ve devletin borç batağına saplandığı bu süreçte, üretim, yatırım ve teknolojik yenilenme açısından reel  ekonomide çok önemli kayıplar yaşanmasına neden olan krizlere de yol açılmıştır.

2000’li yılların başında uygulanan bu politikalarla Türkiye “parayla para kazanmanın kutsandığı”, tipik bir Rant Ekonomisi’ne doğru evrilmiştir. Türkiye günümüzde reel ekonominin tıkandığı, özelleştirme adına yabancılaştırmanın yaşandığı, finans sermayeye vur kaç zemini hazırlayan bir “Rant Ekonomisi” haline gelmiştir.

Abdullah ÇAVUŞ/ Hile ve Suistimal Denetim Uzmanı


KAYNAKÇA

1- TBMMM YOLSUZLUKLARI VE SEBEPLERİNİ ARAŞTIRMA RAPORU

2-Türkiye’de Kentsel Rant Ruşen Keleş- Ayşegül Mengi

3-RANT” VE “RANT ARAMA”NIN EKONOMİ POLİTİĞİ: ELEŞTİREL BİR YAKLAŞIM
Yrd. Doç. Dr. Münevver Soyak

Hakkında admin

Check Also

DİKKAT BAĞIMSIZ DENETİM  RAPOR FORMATINA UYMAMAKTAN DOLAYI FİRMALARA CEZA GELİYOR/ABDULLAH ÇAVUŞ(25.09.2020)

DİKKAT BAĞIMSIZ DENETİM  RAPOR FORMATINA UYMAMAKTAN DOLAYI FİRMALARA CEZA GELİYOR Abdullah ÇAVUŞ/Bağımsız Denetçiler Derneği Başkanı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×