Anasayfa / BAĞIMSIZ DENETİM / MUHASEBE VAKALARI : ARTHUR ANDERSEN (Muhasebe Mesleği Amiral Gemisinin Öyküsü) /Prof.Dr.Mustafa A.Aysan

MUHASEBE VAKALARI : ARTHUR ANDERSEN (Muhasebe Mesleği Amiral Gemisinin Öyküsü) /Prof.Dr.Mustafa A.Aysan

MUHASEBE VAKALARI : ARTHUR ANDERSEN
Muhasebe Mesleği Amiral Gemisinin Öyküsü
Prof.Dr.Mustafa A.Aysan
Sonradan Arthur Andersen Limited Liability Partnership adını alan muhasebe
denetimi şirketi, 1 Aralık 1913’te, Andersen, De Lany and Co. ünvanıyla
kurulmuş, 89 yıl yaşadıktan sonra 1 Ağustos 2002’de son bulmuştu. Büyük
başarılarla dolu bu 89 yıllık ömrün başlangıcı ve sonu kuruluştan yıllar sonra,
ortaklardan Steve Samek tarafından belirlenmişti: Arthur Andersen Denetim
Şirketinin (AA) ortaklarından Mr. Steve Samek, firmanın “Bağımsızlık ve Ahlak
Standartları” bildirgesine, şu sözlerle başlıyordu:
“Arthur Andersen, halkın güvenini yitirdiği gün, işimiz de son
bulacaktır.”
2002 Ağustos ayında da böyle olmuştu. Olanlardan sonra, Arthur Andersen,
“kendi ipini çekmede” de SEC (ABD, Sermaye Piyasası Kurulu) tarafından
faaliyetine son verilecekti.
Dünyaca ünlü denetim şirketinin “Ahlak Standartları El Kitabı” bu sözlerle
başlamış ve ömrü boyunca dünyanın birçok şirketine örnek olmuştu. Dürüst bir
denetim firması olarak büyük üne kavuştuktan ve Doğruluk abidesi biçimine
dönüştükten sonra dağılmasını başlatan olayı ilgililer şöyle belirtmişti:
“Enron’un1
iflasından sonra AA aleyhine açılan birçok davanın
en önemlisinde, firma biraz da sürpriz bir biçimde, 14 Haziran
2002’de “adaletin önünü tıkama”dan (adaleti engellemeden)
suçlu bulunmuştur. Bu suçlamadan bir kaç gün sonra, firma,
2002 Ağustos’undan başlayarak yeni müşteri kabulüne son
vereceğini açıklayınca son bulmuştur. Aşağıda anlatılanlar 89 yıl
süren bu büyük parlayış ve hazin çöküşün öyküsüdür. Firma,
1950-1970 yılları arasında dürüst muhasebe denetçiliğinin
simgesi ve mesleğin en büyüğü, en ünlüsü olmuştur.

* Olayla ilgili yayınlardan yararlanılarak, Prof. Dr. Mustafa A. Aysan tarafından
düzenlenmiştir. Daha ayrıntılı bilgi için bakınız: Barbara Ley Toffler with Jennifer Reingold,
“Final Accounting, Ambition, Greed and the Fall of Arthur Andersen, Doubleday, May 2004,
USA. Vak’a ilk kez şu kaynakta yayınlanmıştır. Mustafa A.Aysan, Kurumsal Yönetim ve
Risk, İstanbul, 2007, s.97-120
1
2000 yılsonunda Fortune Dergisinin en büyük enerji şirketi olarak listelediği ve 2 Aralık
2002’de iflasını ilan etmiş olan dünyanın en büyük 7’inci şirketi.
2
Firmanın Kuruluşu
Yukarıda belirtildiği gibi, AA firması, 1 Aralık 1913’te, Mr. Arthur E. Andersen ile
yakın arkadaşı Mr. Clarence M. De Lany tarafından A.B.D.’nin Chicago kentinde
“Andersen, De Lany and Co.” adıyla kurulmuştu.
A.B.D.’nin hızla gelişen bu sanayi kentinde, bir denetim firması kurmaya girişen
iki muhasebeci arkadaş, o tarihte New York’u mesken tutan muhasebeci
çoğunluğunun aksine, Chicago’yu merkez olarak seçmişlerdi. Mr. DeLany, o
tarihte Price Waterhouse adını taşıyan denetim firmasında çalışmaktaydı. Yeni
şirketi kurabilmek için işinden ayrılmıştı. De Lany, 1918’de firmadan ayrılınca;
firmanın adı, Andersen & Co. olarak değiştirilmişti.
Firma, namuslu, tarafsız, adil ve zamanında iyi muhasebe ve denetim kurallarına
uygun çalışmasıyla kısa sürede üne kavuşmuş, müşteri sayısını artırmaya
başlamıştı. Chicago’da 1920-29 arasında yoğunlaşan hızlı şirketleşme,
piramitleşme, büyüme atılımları içinde muhasebe hileleri ve yolsuzluklar da
artmış bulunmaktaydı.
Örnek olarak, Mr. Andersen, daha işin başlangıcında, henüz iş iyice yerine
oturmamışken, müşterisi olan çok güçlü ve zengin bir demiryolu şirketinin,
dönemsel gider olarak kaydedilmesi gereken bazı giderleri aktifleştirerek,
dönemsel kâr olduğundan yüksek gösterdiğini tespit etmişti. Mr. Andersen,
şirkete bu uygunsuz işlemleri, iyi muhasebe kurallarına uygun olarak
düzeltmesini, aksi halde denetim raporunda bunu açıklayacağını söyledi. Bu
uyarılara, şirket, yanıt bile vermiyordu. Düzeltmeyi kabul etmeyen şirket, AA’nın
işine son verdi. AA çok iyi ücret aldığı bir işi kaybetmiş, ama güçlü görünen
demiryolu şirketi bir kaç ay sonra iflasını istemek zorunda kalmıştı. Benzeri
birçok olaydaki gibi, Mr. Andersen yine haklı çıkmıştı.
Annesinden öğrendiği “Doğru düşün; doğru konuş” terbiyesini çalışma ilkesi
olarak kabul eden Mr. Andersen (1913-1947) ve firmayı ondan sonra yöneten
Mr. Leonard Spacek, (1947-1970) Amerikan kapitalizmine yatırım yapan halkın
yanında yer alan milli kahramanlar olarak tanınmışlar ve kapitalizmi, namuslu
hesap vermeye zorlamış muhasebeciler olarak üne kavuşmuşlardı. Firmanın
rakipleri olan öteki muhasebe uzmanları bile, AA’nın, “iş hayatının vicdanı”
olduğu inancını sık sık ifade etmeye başlamışlardı. Bu davranışlar, bazı hallerde
firmanın bazı yağlı işleri kaçırmasına neden oluyor, ama halkın güvenini
kazanıyordu. AA’nın büyük cesaret sahibi olduğu konusunda kimsenin kuşkusu
yoktu.
3
Chicago, 1910’lu yıllarda hızla büyüyor ve gelişiyordu. Endüstrinin birçok dalında
sonradan çok büyüyecek özel kuruluşların temelleri atılıyordu. 1929’a kadar hızla
büyüyen ABD ekonomisinde şirket sayıları ve büyüklükleri, tröstleşme ile
piramitleşmeler artıyor; ama aynı zamanda muhasebe hileleri ve yolsuzluklar da
artıyordu. Buna rağmen firma dürüstlük ilkelerinden ödün vermemekte direniyor
ve ününe ün katıyordu.
AA, sadece muhasebe denetimi işi de yapmıyordu. Broşürlerinde, müşterilerine
denetimle ilgili tüm hizmetleri verecekleri, “özel amaçlı araştırmalar, yeni yatırım
projeleri ile ilgili fizibilite etütleri yapabileceklerini, muhasebe ve raporlama
sistemleri kurabileceklerini” ilan etmekteydiler. AA, iyi ahlak ve muhasebe
kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalırken, iş hayatı hızla büyüyor ve ünlü gangster Al
Capone’un vatanı olan Chicago’da yolsuzluklar ve muhasebe-denetim hileleri de
hızla artıyordu.
Büyük Atılım ve Hızlı Büyüme:
Bu ortamda bile AA, namuslu ve ilkelere bağlı denetim çalışmaları ile ün
yapmaktaydı. İlginç bir rastlantı olarak, AA’yi iş hayatının cesur ve doğrucu
denetim şirketi olarak uygun konuma, denetim alanının öncüsü konumuna,
yerleştiren de, batışına neden olan Enron gibi bir büyük enerji şirketiyle ilgili
denetim çalışması olmuştu: Insull Şirketler Grubu, 20’inci yüzyıl başlarının
Enron’u idi ve başkanı da Samuel Insull’dı. Bu grup, büyük elektrik şirketlerinden
oluşmaktaydı. 1920’lerde Insull Grubu, piramitleşme yolu ile elde edilen yüzlerce
enerji şirketinin sahibi olmuştu. 1929’da Insull, kurduğu iki yatırım şirketi
aracılığı ile bu şirketleri yönetmeye çalışıyordu. Aynen yıllar sonra Enron’da
olduğu gibi, bu piramitleşme sonunda kurulan yatırım şirketlerinin hisseleri,
başka yavru şirketlerin aktiflerini oluşturmakta ve bu şirketlerin ana şirket
hisselerini rehnederek aldıkları kısa vadeli kredilerle finanse edilmekteydi.
Ekonomi iyi giderken bu kırılgan finansal yapı sürdürülebilmekteydi; ama 1929
bunalımı ile birlikte grup, büyük finansal güçlükler çekmeye başlamış ve 1932’de
iflasın eşiğine kadar gelmişti. Alacaklı bankalar, grubun karmaşık finansal
yapısının ayıklanması ve grubun iflastan kurtarılması için AA’na başvurmuşlardı.
Enron’un aksine AA, bu kez şirketleri iflastan kurtarmış, karmaşık finansal yapıyı
netleştirmiş, enerji şirketlerini ayağa kaldırmış ve tüm halkın şükranlarını
kazanmıştı.
AA, namuslu ve kurallara uygun çalışmaları ile ününü gittikçe arttırmaktaydı.
Ancak, bu gelişmede finansal denetim uzmanlığına asıl destek devletten
gelmişti. Devlet, 1933’te New York Menkul Kıymetler Borsası’na kayıtlı şirketlerin
tümüne yıllık finansal denetimleri ve denetlenmiş finansal tabloların kamuya
4
açıklanmasını zorunlu hale getirmişti. Aynı yıl içinde Federal Ticaret Kurulu
(Federal Trade Commission) muhasebe ve denetim standartlarını içine alan bir
kanun çıkarabilmişti. Kanun anonim şirketlerin memurlarını ve yöneticilerini,
hisse senetleri ihracına aracılık yapan kuruluşları ve bağımsız denetim
uzmanlarını, bu zincir içinde ortaya çıkabilecek muhasebe hilelerinden sorumlu
tutmaktaydı.
Bu gelişmeler, Mr. Andersen’in ve firmasının ününe ün katmıştı. Etkili bir
konuşmacı olduğu için Mr. Andersen sık sık halka açık konuşmalarla, bağımsız
muhasebe uzmanlığı mesleğinin önemini ve üstün ahlak kurallarının yararını
savunmaktaydı. 1932’de verdiği konferansların birindeki şu söylemi, firmasının
da ilkeleri arasındaydı:
“Muhasebecinin onayladığı finansal raporlar, halkın güvenini
yitirdiği takdirde, muhasebecinin ve onayladığı raporların
değeri kaybolacaktır. Onayladığı raporların doğruluğunu ve
güvenilirliğini korumak için muhasebeci kesin olarak,
yargılarında ve davranışlarında bağımsızlığını koruyabilmelidir.
Bu yargı ve davranış bağımsızlığının korunabilmesi, bazı
davranış kurallarının benimsenmesini gerektirir.”
Böylece, Andersen, büyümekte olan firmasında çalışan tüm uzmanların
uyacakları bir tek ilkeler grubunu yaratmış, uygulamaya koymuş ve buna “Tek
Firma İlkeleri” adını vermişti. Firma dışından bu ilkelere “Andersen Yolu” adı
verilmişti.
1939’da üniversitede muhasebe ve denetim standartları konusunda dersler
vermeye başlamış olan ve artık “Profesör” ünvanı da kazanan Mr. Andersen,
denetimini üstlendiği firma yöneticilerine işin başında sunulmak ve kabul edilmek
şartıyla bir de “Mavi Kitap” geliştirmişti. Bağımsız denetim çalışmasının başında
bu kitap, müşteri yöneticilerine sunulmakta ve onaylamaları istenmekteydi.
Kitap içindeki ilkelerin titizlikle uygulanması sonucu olarak bu ilkeler AA’nın
simgesi olarak kabul edilmişti.
5
Firmanın En Büyük Kaybı:
Firması için kesin, yoruma açık olmayan, güvenilir ahlak ve meslek kurallarının
geliştirilmesini ve tüm çalışanlarca benimsenmesini sağlayan Mr. Arthur
Andersen, uzun bir hastalık döneminden sonra Ocak 1947’de vefat etmişti. Bu
kayıp, adını verdiği bu güvenilir ve doğrucu firmanın büyük bir sarsıntı
geçirmesine neden oldu. Firma batma noktasına geldi. Firmasının kontrolünü
yitirmekten ömür boyu çekinmiş olan Andersen, kendisi için bir “veliaht” ya da
yerine geçecek birini de seçmemişti. Büyük liderini yitiren firma ve ortakları
1947 yılı boyunca “devam mı; tamam mı?” tartışmaları içinde sarsıldıktan sonra
ikinci başkanını bulabildi.
Boşluk, Leonard Spacek tarafından dolduruldu. Andersen firmasında patronla
şiddetli tartışmalara giriştikten sonra firma içindeki durumunu uzun yıllar
koruyabilmiş, belki de tek muhasebe uzmanı, Spacek’ti. O da, kırsalda yetişmiş
ve ödünsüz ilke ve kuralları benimseyerek kendini yetiştirmiş akıllı bir muhasebe
uzmanıydı. Firma çalışanlarına sık sık övünerek söylediği şu sözler, Spacek’in
karakter özelliğini yansıtmaktaydı: “Patron’a her zaman anlatmaya çalışıyorum;
ben Iowa’lıyım. (Kırsal’dan geldim anlamında), gözümü kırpmadan oraya
dönebilir ve mısır tarlası sürmekle geçimimi kazanabilirim!” Muhasebecinin
bağımsızlığına, tarafsızlığına ve dürüstlüğüne adanmış olan Spacek, firmayı yeni
başarılara götürecekti.
Spacek, yukarıdaki sözleriyle, patrona karşı bağımsız olduğunu belirtmeye
çalışmaktaydı. Etkili bir konuşmacı ve iletişim üstadı olan Spacek, sert ve uçarı
olan Andersen’e göre daha yaklaşılabilir ve birlikte çalışılabilir bir insandı.
Andersen’in gösterişli, çalımlı ve görkemli profesyonel yaşamından sonra
Spacek, şirketin tepe yöneticiliği konusunda bir uzlaşı sağlayarak başa geçtikten
bir kaç yıl sonra, oturduğu koltukta kurucu patron kadar güçlü hale gelebilmişti.
1947’yi izleyen yıllarda Spacek’in önderliğinde AA, dünyada mesleğin en saygın
ve korkutan muhasebe ve denetim firması olma başarısını elde etmişti. 1947-56
arasında firmanın satış geliri (cirosu) üç kat artarak 18 milyon dolara ve net kârı
da 4,6 milyon dolara, ortak sayısı 26’dan 85 muhasebe uzmanına yükselmişti.
Spacek’in Genel Müdürlüğü bırakarak Yönetim Kurulu Başkanlığına geçtiği 1963
yılında satış geliri 51 milyon dolardı. AA, hızla büyüyen, atılgan bir muhasebe
denetim firması olmakla kalmamış, Spacek’in yönetiminde, toplum vicdanında
güvenilir ve akla uygun bir firma olarak tüm meslek çalışanlarını ve hatta
devleti, mesleğin yüceltilmesi yönünde yönlendirme işine de girişmişti. Firmanın
ve kendisinin 2002 Ağustos’unda ölümünden kısa bir süre önce yapılan
söyleşide, AA’nın emekliye ayrılmış önceki Yönetim Kurulu başkanlarından Mr.
Harvey Kapnick’in AA’nın büyük başarısı karşısındaki görüşü şöyleydi:
6
“Leonard Spacek, meslekte saygınlığı yüksek sesle
haykırarak, doğruluk temeline dayanan bir firmayı
geliştirirken, mesleği yüceltmeye çalışan bir firma olarak
müşterilerinin saygısını kazanmanın büyük önemine
inanmaktaydı.”
Ortaklar arasındaki uzlaşı ile firma liderliğini üstlenen Spacek, Andersen’in ilke
ve kavramlarını benimsemiş ve onları genişletmişti. En başta firmanın gerçek bir
küresel boyuta yükselmesini sağladı; öyle ki, müşteriler, tüm dünyada firmadan
aynı üstün, kaliteli hizmeti bekler duruma gelmişlerdi. “Tek Firma İlkeleri”
uygulanmaktaydı. Firmaya bu hedef, Londra’da yerleşik Forest Mars firmasının,
Spacek’e firmanın orada alınan hizmetin berbat olduğu konusundaki
yakınmasından sonra verilmişti. Bu müşterinin şikayeti üzerine, Londra’da
verilen hizmetin kalitesini hiç yerinde görmemiş olduğunun farkına varan
Spacek, ilk kez çalışmaları yerinde görmek için Londra’ya gitti. Spacek
Londra’dayken çalışmaları AA standartlarına uymayan ve gerçekten kötü çalışan
oradaki anlaşmalı muhasebe firmasının işine son verilmiş, AA’nın Londra’da
kendi ofisini açması sağlanmış ve tüm dünyada üstün kaliteli aynı hizmetin
sağlanması ilkesi benimsenmişti. 1963’de AA’nin 27 ülkede 55 ofisi, doğrudan
kendisine bağlı olarak çalışmaktaydı. AA tarafından kurulan bu ofislerde,
Amerikalı muhasebe uzmanları ile aynı eğitim programlarında eğitilen ve aynı
ilke ve standartlarda çalışan yerli AA uzmanları çalışmaktaydı. Tüm dünya
ülkelerinde çalışan bu uzmanlar, firmanın tümüne ait kâr havuzundan aynı
ölçülerle yararlanmaktaydılar.
1950’ler de Spacek, büyük bir reform ihtiyacı içinde bulunan mesleğin, sürekli
yüksek sesle yakınan vicdanını tek başına temsil etmeye ve oluşturmaya
çalışmaktaydı. ABD’de uygulanan muhasebe ve denetim standartlarıyla ilgili
yorumlar çelişkiliydi; birbirleriyle bağdaştırılamıyordu, standartlar feci şekilde
demode olmuşlardı. Genel Kabul Görmüş Muhasebe Prensiplerini (kısaltması
GAAP), “Genellikle Antikalaşmış Muhasebe Prensipleri” (kısaltması yine GAAP’tı)
adlandırmaktaydı. Spacek, aynı iş dalında çalışan iki şirkete ait finansal tabloları
karşılaştırmanın, hemen hemen imkansız olduğunu öne sürmekteydi. Spacek,
mesleğin bunu önlemesi gereğine inanmakta ve bunu şöyle belirtmekteydi:
“Muhasebe prensiplerinin, firmaların tüketicileri, işçileri,
yöneticileri, yatırımcıları, alacaklıları ve tüm topluma aynı
doğrulukta finansal bilgilerin sunulmasını sağlaması
gerektiğine inanıyorum. Tüm topluma doğru finansal bilgi
aktarılmalıdır ki, kamuoyu hiç kimsenin finansal tabloları
kullanarak yalan söylemediğinden emin olmalıdır.”
7
Spacek, durumu düzeltmek için bir öneride de bulunmaktaydı. Ona göre, tek
düzen muhasebe prensiplerinin uygulanmasını sağlayacak bağımsız bir Federal
Muhasebe Yüksek Mahkemesi (US Court of Accounting Appeals) kurulmalıydı.
Spacek’in bu önerisi çok ünlendi, ama önerinin kendi güçlerine tehdit
oluşturduğunu düşünen öteki büyük muhasebe firmaları kargaşa yaratacağını
öne sürerek öneriye şiddetle karşı çıktılar. Öyle de olsa Spacek, öteki büyük
firmaların kızgınlığına rağmen önerisini şiddetle savunmayı sürdürdü ve
uygunsuz muhasebe uygulamaları yüzünden, önce petrol endüstrisini, daha
sonra demiryollarını ve uzun vadeli kredi kurumlarını ( Savings and Loans
Associations) hedef alarak eleştirmeye başladı. Demiryolu şirketlerini,
“Eyaletlerarası Ticaret Komisyonu” (Interstate Commerce Comimission) ‘un
modası geçmiş kurallarına uyarak, rayları, makasları ve bunlara benzer birçok
yatırımı amortismana tabi tutmadıkları için dönemsel kârlarını en az % 50
oranında yüksek göstermekle suçladı. Bu eleştiriyle bağdaşık biçimde AA
önerilerini benimsemeyen iki demiryolu şirketini denetlemekten vazgeçti.
Böylece AA, önemli müşterilerini yitirse bile, kendi görüşünü uygulamaktan
çekinmediği konusundaki ününü pekiştirmiş olmaktaydı.
Uzun vadeli kredi kurumlarında patlayan bunalım, Büyük Sekiz’lerden2
tümünü
de sarsmıştı. Fakat AA, bunalımdan temiz çıkmıştı. Çünkü bu alandaki
müşterilerinden çoğunu, yıllar önce terketmişti. Bu finansal kurumlar, muhasebe
kurallarındaki bir boşluktan yararlanarak, takside bağlamak suretiyle
geciktirdikleri vergileri, aktife ve gelire kaydederek net kârlarını önemli oranda
yüksek göstermekteydiler.
AA, uygulamanın yanlış olduğunu, kuralın ve müşterilerin muhasebelerini
değiştirmeleri gerektiğini öne sürmekteydi. Müşteriler, önerileri reddettiler; AA
da tümünü terk etti. Bir konuta sahip olmak ümidiyle halkın yaptığı tasarruflarını
emanet ettiği bu kurumlardan birçoğu ekonomik bunalım içinde batmış, ama AA
dürüst firma olarak ününe ün katmıştı.
Böylece AA’nın doğruluğu, bir kez daha perçinlendi. Firma, kendi ödünsüz
kurallarını yıllar boyu oluşturacak bir Arthur Andersen’li simgesi geliştirmiş, tek
tip giyimde ve davranışta özenilecek “Tek Andersen’li Tipi” ve bir “Tek Firma”
imajı yaratmıştı. AA’da çalışmak 1990’larda artık bir “yaşam biçimi” haline
gelmişti.

2
Big Eight: Arthur Andersen, Arthur Young, Coopers and Lybrand, Ernst and Whinney,
Deloitte Haskins and Sells, Peat Marwick and Mitchell, Price Waterhouse, Touche Ross
8
Bir üniversite kadar genişlemiş olan “Mesleki Eğitim Merkezi” (Illinois Eyaletinin
1970’lerde 42 bin nüfusu olan St. Charles kasabasında kuruldu), tüm dünyadaki
çalışanların sıkı bir eğitimden geçerek biçimlendirilmesini ve AA’lı olmasını
sağlamaktaydı. Yerleşik AA’lı uzmanlara özel bir ad da konmuştu: Android.
2000 yılına gelindiğinde, öteki muhasebe ve denetim firmalarından farklı bir
kültüre sahip insanlardan kurulu, gururlu bir firma olmuştu. Firmanın amblemi
olan çift kapı firmaya karşı duyulan güvenin bir simgesi olarak görülmeye
başlamıştı.
Kurulduğu günden beri AA, müşterilerinden gelen muhasebe ve denetim ile ilgili
danışmanlık işlerini de kabul etmiş ve müşterilerine muhasebe sistemi geliştirme
ve iyileştirme alanlarında da hizmet etmişti. Önceleri muhasebe ve denetim işleri
ile ilgili finansal raporlama alanındaki danışmanlık işleri, gittikçe genişlemiş ve
2000 yılında topluluk için önemli satış geliri ve kâr katkısı sağlayan iki
danışmanlık birimi oluşmuştu. Bunlardan biri, artık ayrı bir firma olarak
çalışmakta olan Andersen Danışmanlık (Andersen Consulting) şirketi, ikincisi de
ana denetim firmasının bir parçası olarak çalışan İşletme Danışmanlığı Grubu idi.
Bilgisayarın Muhasebecilerle Tanışması:
Kuruluştan beri müşterilerine denetim işleri ile ilgili yönetim danışmanlığı hizmeti
de sağlayan AA’nın danışmanlık işleri, liderlerinin denetim işlerindeki titizliği
yüzünden, 1950’ye kadar fazla gelişmemişti. 1970’den başlayarak AA’ya gelen
yönetim danışmanlığı işleri, sayı ve tutar olarak hızla artmaya başlamıştı. Bu
gelişme, ortaklarının hepsi de muhasebe denetim uzmanı olan AA’da firma
kültürü ile sıkı sıkıya birbirine bağlı grup içinde ve özellikle danışmanlar arasında
bazı kıskançlıklar ve kızgınlıkların gelişmesine sebep olmaya başlamıştı.
1990’larda Arthur Andersen Danışmanlık Şirketi, AA Denetim Firması’nın en
büyük düşmanı ve tehdit edici riski haline gelmişti. Bu tarihlere kadar denetim
firması içinde birbirine bağlı kenetlenmiş kişilerden oluşan firmanın, danışmanlık
firması içindeki “düşman kardeşleri” ile boğuşur duruma gelmesi, AA denetim
firması denetçilerini şaşkınlıklara ve kararsızlıklara sürüklemekteydi.
2002’de denetim firması dağıldıktan sonra, ilgili herkes (tüm muhasebe mesleği
ve iş hayatı dahil) 1990’lara kadar birbirine bağlı, aynı kültürle yetişmiş
Andersen’cilerin, bu duruma nasıl düştüklerini merak etmeye başlamışlardı.
Firmanın tarihini gözden geçirenler, sonun başlangıcının 1953’e kadar gerilerde
olduğunu düşünmekteydi. Firmanın kuruluşundan beri müşterilerine gereken
danışmanlık hizmetini de veren AA denetim uzmanları, 1951’den beri ortaya
9
çıkan bilgisayarların, firmaları içinde kullanımını sağlamak amacını güden
müşterilerinden, bilgisayar kullanımı konusunda danışmanlık hizmeti için büyük
talepler almaya başladılar. Bilgisayar kullanımı konusunda yapılabilirlik (fizibilite)
talepleri çığ gibi artmaya başlamıştı.
Patlayan Danışmanlık İşleri:
Bu büyük danışmanlık taleplerini karşılamak üzere AA, “Yönetim Hizmetleri
Bölümü” (Administration Services Division) adı altında bir birim kurmuş ve bazı
denetim uzmanlarını bu birimde görevlendirmişti. Bölümün yıllık geliri, 1956’da
1,8 milyon dolara, bir önceki yılın tam iki katına ulaşmıştı. Danışmanlık
hizmetlerinin bu hızlı büyümesi sırasında, danışmanlık hizmetleri, denetim
uzmanlarınca yapılmakta ve bu denetim uzmanlarının danışmanlıkta görev
almadan önce en az iki yıl denetim hizmetlerinde çalışmış olmaları
gerekmekteydi. Bu hızlı büyüme, 1964’te bu iki yıllık denetim şartının
kaldırılmasına neden olmuştu. Bundan kısa bir süre sonra da Danışmanlık
Birimi’ne firma dışından, denetim eğitimi ve deneyimi kazanmamış olan
danışmanların da işe alınmasına karar verildi. 1968’de danışmanlık
hizmetlerindeki büyüme hızlanmış; birimin adı “Yönetim Bilgi Sistemi
Danışmanlık Bölümü” (Management Information Systems Consulting Division)
olarak değiştirilmişti. Firma birbirine kenetlenmiş denetim uzmanları dışında ve
onlardan farklı biçimde yetişen danışmanlarla dolmaya başlamıştı. Danışmanlar,
bu en büyük (1960’larda AA, 8 Büyük Denetim şirketinin en büyüğü idi) denetim
firmasında “ortak” statüsüne (denetim hiyerarşisinin en üst basamağı) geçmeye
başlamıştı. 1990’lara yaklaştıkça, bilgisayar talebinde de patlamalar oldu.
Bu hızlı gelişmeler içinde bazı büyük şirketler, gürültülü biçimde batmaya ve
batan firmaların denetçileri de gittikçe artan miktarlarda dava konusu olmaya
başlamışlardı. Önceki yıllarda denetim uzmanlarının, batan şirket davalarında
“davalı” olmaları çok az görülürken, denetçilerin davalı olduğu büyük iflas davası
sayısı 1970’de 71’e, iki yıl sonra da 200’e ulaşmıştı. Bu davalarda denetçiler için
ortaya çıkan tazminat tutarlarıyla cezalandırmaları, dünyaya yayılmış Sekiz
Büyükleri yıldırmakta ve bu riskin sigortalanması, gittikçe zorlaşmaktaydı.
1970’lerde AA’nın danışmanlık biriminin, çalışan kişi başına cirosu ve kârlılığı,
denetim hizmetinden elde edilen ciroyu ve kârlılığı geçmişti. 1978’de danışmanlık
cirosu, tüm firmanın 546 milyon dolarlık cirosunun %21’ine ulaşmıştı. 1970’i
izleyen 10 yılda, AA çalışanlarının sayısı, 9.000’den 18.000’e yükselmişti.
Tüm denetim firmalarında hızla artan danışmanlık hizmetleri, meslek içinde,
tartışmalara neden olmaktaydı. Danışmanlık hizmetlerindeki bu gelişmenin,
denetim hizmetinin gerektirdiği “bağımsızlık” duruşu için zararlı olduğu görüşü
10
de yaygınlaşmakta ve denetim firmalarının danışmanlık hizmeti yapmalarını
sorgulayan tartışmaları yoğunlaştırmaktaydı. Dünyanın en büyük denetim firması
olan AA’den toplumlar, çözüm beklemekteydi; 1970’lerin sonunda Kongre’nin
Senato kanadı, çözüm için AA’ya başvurdu.
ABD’nin Sermaye Piyasası Kurulu olan “Securities and Exchange Comission”
(SEC) , 264 No.lu kararını, bu gelişmeler içinde yayınlamıştı:
“Toplum, bağımsız kamu muhasebecilerinin, gittikçe artan
denetim dışındaki işlerinin… onlarda bulunması gereken
bağımsızlık, tarafsızlık ve muhasebe mesleğinin gerektirdiği
profesyonellik ilkeleriyle bağdaşmadığı konusunda ciddi
kaygıya düşmüştür.”
Bu ifade, Komisyonun, denetim uzmanlarının ve onlardan oluşan firmaların,
denetim-dışı hizmetler yapmalarını istemediğini göstermekteydi.
Sonun Başlangıcı:
AA, 1979’da firmanın ikiye bölünmesini, birinin sadece denetim uzmanlığı (audit)
işi, ikincisinin de denetim dışı danışmanlık işlerini yapmasını düşünmüş, ama bu
öneri genel kurulda kabul görmemişti. 1970’den beri firmayı yöneten Yönetim
Kurulu Başkanı ve Genel Müdür Mr.Harvey Kapnick önerisinin reddedilmesi
sonunda istifaya davet edilmiş ve firma içinde gelişen iki başlılık giderilememişti.
Mr.Kapnick, bir süre kendisine güvensizlik gösteren çoğunlukla savaşmış, ama
iki firmanın ayrı ayrı yaşayamayacağını düşünen çoğunluğun baskısına
dayanamamıştı. 14 Ekim 1979’da erken emekli olacağını ilan etmişti. Mesleğin
geleceği açısından çok değerli bir karar vermiş olan SEC, sonraları görüşünde
ısrarlı olmamış; meslek ve AA, firmalar içindeki bu büyük çelişkiyi giderememiş
ve bir süre üzerini küllemeye çalışmışlardı. Geleneksel olarak kendi kendini
denetlemeye alışmış olan denetim uzmanlığı mesleği, bu konuda yıllarca karar
verememiş ve mesleğin saygınlığına büyük zarar vermişti.
Bununla birlikte toplum içinde, konu ile ilgili tartışmalar mesleğe ve büyük
firmalara zarar vermeye devam etmişti. Meslek, sorunu çözüme bağlayacağı
yerde, 1980 ‘lerde ABD “Kamu Muhasebecileri Enstitüsü’nün (Institute of
Certified Public Accountants) reklam yasağının kaldırmasından sonra yoğun bir
reklam kampanyasına başlamıştı. Sonunda meslek, yoğun reklam
kampanyalarının yolunu açabilmişti. Geleneksel olarak reklamdan uzak duran
bağımsız denetim uzmanlığı mesleği, tam gerçekleri yansıtmayan abartılı
reklamlar nedeniyle de saygınlığından kayıplara uğramıştı.
11
AA içinde güç kazanan danışman ortaklar, firmanın denetçilerin egemenliğinde
olmasından sürekli yakınmakta, yönetimde ezildiklerini söylemekte ve bazı
hallerde yıpratıcı eylemlere başvurmaktan da çekinmemekteydiler. 1980’lerde,
firmanın iki kanadındaki çekişmenin kamuoyundan gizlenecek yönü kalmamıştı.
AA, başlangıçtan beri bir denetim firması olduğundan, denetçi-ortaklar
egemenliğinde bulunmakta ve danışmanlık yapan ve bazıları da “ortaklık”
düzeyine ulaşan danışmanlar, hep denetçi-ortaklar emrinde çalışmak zorunda
bırakılmaktan yakınmaktaydılar. Danışmanlık birimi güçlendikçe ve danışmanortak
sayısı arttıkça, danışmanlar, ikinci planda kalmalarından yakınmakta ve
1980’lerde bu yakınmalar, kavgalara dönüşme eğilimi göstermekteydi. Durumu
düzeltmeye çalışan Kapnick, sorunun daha da karışmasına neden olmuş ve
sonunda kendisi, erken emekliliğini istemek zorunda kalmıştı. Şubat 1980’de
onun yerini alan Mr. Duane Kullberg’in uzlaştırıcı çabaları da danışmanların,
firma içinde güçlerini artırma çabaları da yeterince etkili olmamakta; AA temelde
denetim firması olma özelliklerini yitirmek istememekteydi. Bu tartışmalar
içinde, Danışmanlık Birimi’nin firma içinde büyüyüp gelişmesine büyük katkıda
bulunmuş olan Danışmanlık Direktörü, danışman-ortak Mr. Victor Millar, 1986’da
istifa etti. Ayrılan direktör, Saatchi&Saatchi grubunun desteğiyle reklamcılar
dünyasının en büyük danışmanlık şirketini kurmaya yöneldi. 1988 de firmanın
danışmanlık cirosu yılda %33 büyürken, denetim cirosunun yıllık büyüme hızının
%14’ü aşmaması, bu kavgada danışmanların güç kazanmasına neden olmuştu.
AA’nın başkanı Kullberg, eski dostu ve eski danışmanlık direktörü Mr. Millar ile
kahvaltı ederken, AA Danışmanlık Birimini satın almak isteyen eski
direktöründen, Danışmanlık Birimi için 1 milyar dolarlık (O zamanki birim net
kârının yaklaşık 5 katı) bir fiyat teklifi ile karşılaşmıştı. Kullberg bir kaç gün sonra
teklifi geri çevirdi.
1987’de firmanın en yetkili danışman–ortakları, Londra’da ayrıca toplanarak
birimin adını (Yönetim Bilgi Sistemleri Danışmanlık Bölümü) “Andersen
Danışmanlık” olarak değiştirmeye karar verdi. Denetçi ortakların çoğunlukta
bulunduğu AA Yönetim Kurulu, firmanın temel ortaklık sözleşmesine bir rekabet
yasağı fıkrası eklemek şartıyla öneriyi kabul etmişti. Bu hükme göre, birimden
herhangi bir nedenle ayrılacak olan danışman-ortak, bir yıl süreyle aynı iş
dalında iş kabul etmeyecekti.
Danışman-ortaklar bu rekabet yasağı hükmü ile şiddetle savaşarak şartın
kaldırılmasını sağlamışlar, ama bu savaşa liderlik eden, başkanlarının da işten
kovulmasını önleyememişlerdi. 1988’deki bu olaydan sonra bir danışman ortağın
şu söylevi, durumu özetlemektedir:
12
“Eğer ABD’de zenci olup da otobüslerin arka sıralarında
oturmaya mahkum olan insanların duygularını öğrenmek
istiyorsanız, Arthur Andersen’de danışman ortak olmalısınız.”
1990’ların başında AA Denetim ile AA Danışmanlık arasındaki büyük savaş
başlamış ve 1990’ların sonunda firmayı parçalayacak bir nükleer savaşa
dönüşmüştü. Bu savaş 2002 Ağustos’unda AA’yı tarihe gömdü.
Danışmanlık Bölümünün Mr. Victor Millar’dan devralan Mr. Brebach’ın görevine
son verildikten sonra bu iki danışman güçlerini birleştirerek savaşı
sürdürmüşlerdi. Bu ikili, Mr. Millar’ın kurduğu danışmanlık firmasında bir araya
gelerek, Andersen Danışmanlık uzmanlarıyla görüşmeye başladılar. AA, bilgi ve
personel hırsızlığı suçlamasıyla onları dava etti. 1989’da dava uzlaşmayla karara
bağlandı, ama düşmanlık süre geldi.
AA firması da, Mr. Kullberg’in yönetiminde bu biçimsiz durumun giderilmesi için
uğraşıyordu. Sonunda firma, Andersen Consulting Birimi’nin ayrı bir kâr birimi
olarak örgütlenmesi kararına ulaştı: 1988’deki bu karara göre, denetim ve
danışmanlık birimleri olarak kârları, ayrı ayrı, ortaklar arasında pay edecekler,
ama kârı daha düşük olan grup, kârı yüksek olan birimin kârlarından %15’e
kadar aktarmak hakkına sahip olacaktı. İş dallarının 1990’lardaki durumuna
göre, yıllar yılı, hep Danışmanlık, Denetim birimine, kârlarının %15’i oranında
katkılarda bulunmaktaydı: Danışmanlara göre, kâr paylaşımı, tek yönlüydü.
AA’nın 75’inci kuruluş yılı olan 1988’de, firmanın toplam cirosu olan 2,8 milyar
doların %40’ı (iki yıl önceki oran %33’tür) danışmanlık biriminden gelmişti. Yeni
karar, 1989 yılbaşında uygulanmaya başlamış, Andersen’in Genel Yönetim
Kurulu’na Andersen Danışmanlık’tan bir üye eklenerek, danışman ortak sayısı,
24 üyeli kurulda 7’ye yükselmişti. Yönetim Kurulu, 1970’lerde denetim işlerinin
ortak başına düşen tutarı, danışman ortaklar başına düşen kâr payından az
olduğu dönemlerde, ortak başına dağıtılan kâr paylarını eşitlemek üzere,
danışmanlık bölümü toplam kârının %15’ine varan bir kısmının denetçilere
aktarılmasına da karar vermişti.
1990’larda AA denetim ve ondan ayrılan AC, iki ayrı şirket gibi çalışmaya
başlamışlardı. Ama artık AC korkunç bir hızla büyüyerek, dünyanın en büyük
danışmanlık şirketi olmuştu. Çok büyük cirolar yapıyor ve kârlarının %15’ini ana
şirket ortaklarına aktarıyordu.
13
AC’nin Öldürücü Utkusu:
1994’de AC’nin cirosu, AA’nın cirosu düzeyine erişti. AC danışmanları, artık
denetçilerden iş almıyor, onlara hesap vermiyorlardı. Onlar artık bağımsız iş
alıyor, yapıyor ve yüksek kârlar elde ediyorlardı. 1997’de AC’den AA’ya aktarılan
kâr tutarı, 170 milyon doları geçmişti. Bu gelişmeler, topluluk içinde AC’nin güç
kazanmasına AA’nın da güç yitirmesine neden oluyordu; denetçilerle
danışmanlar arasındaki savaş, danışmanların zaferiyle son bulmak üzereydi.
Bu savaşın yorgun düşürdüğü son denetçi başkan, Mr. Larry Weinbach, 1997
Şubat’ında, Ağustos’da emekli olup, işten ayrılacağını açıkladı. Kısa süre sonra
Weinbach, Unisys Bilgisayar Şirketi’ne Genel Müdür olacaktı. Nisan 1997’de
Denetim ve Danışmanlık şirketlerinden 2800 ortağın Paris’teki Genel Kurul
toplantısında, Danışmanlık Bölümü Başkanı Mr. George Shaheen, AA topluluğu
başkanlığı için aday gösterildi. Firmanın 85 yıllık tarihinde bir ilk daha
gerçekleşmişti. Denetim ortaklarının bir başkan adayı olmasa da, denetçi ve
danışmanlık cephelerinden eşit üyesi olan 12 üyeli Aday Tespit Komitesi’nin
Shaheen’i aday gösteren önerisi, 2/3’si denetçi olan 24 üyeli Yönetim Kurulu
tarafından benimsenmedi. Yönetim Kurulu’nun 2/3 çoğunluğunun desteği
olmayan bir başkan adayının Genel Kurul’a sunulması olanağı yoktu. Denetçi ve
danışman ortak adaylarından hiç biri, Yönetim Kurulu’nda 2/3 ve Genel Kurul’da
da çoğunluğu sağlayamadı; firma başsız kalmıştı; vekillerle, ya da geçici
başkanlarca yönetiliyordu.
AC’nin başkanı Mr.Shaheen, AA Başkanı Mr.Weinbach’tan bu tartışmalar içinde
AC’nin sahibinin, hukukçular tarafından tespit edilmesini istedi. Hukukçular,
AC’nin danışman ortakların olduğunu, fakat gruba karşı bazı hukuki
sorumlulukları bulunduğunu kararlaştırdılar. Bu hukuki görüşü alan danışman
ortaklar, 17 Aralık 1997’de toplandılar ve bir çekimsere karşı oybirliğiyle AA’dan
ayrılmaya karar verdiler. Artık grup içindeki savaş, açığa çıkmış ve ilan edilmişti.
Danışman ortaklar, AA’nın temel kurallarının tümünü çiğnemişlerdi. Dünyanın en
güçlü firmalarından sayılan AA, kendi içindeki kavgalar yüzünden sorun
karşısında çaresiz kalmıştı.
Dünyanın büyük firmaları 1990’lardaki birleşme dalgası içinde birleşip büyürken,
AA grubu ayrılma, parçalanma savaşı vermekteydi; tüm uzlaşma girişimleri
başarısız kalmaktaydı. Savaş gittikçe kızışıyor ve çirkinleşiyordu. Seçilen hukuki
arabulucular, kısa sürede işi fark ediyorlardı. Ayrılıkçı tartışmayı ve savaşı
başlatan Mr. Shaheen bile, 1999 Eylül’ünde AC’den ayrılacağını açıkladı. AA, AC
ve kamuoyu, şoktan şoka sokulmaktaydı. AC’nin firma adıyla gruptan ayrılması
için AA’ya ödenmesi gereken bedeller, 1 milyar dolarla 14,6 milyar dolar
arasında tartışılmakta, önerilmekte, taraflarca reddedilmekteydi.
14
Kuruluştan beri uzun yıllar hizmet eden büyük başkanlar ve liderler devri artık
kapanmıştı. AA, 1990’lar boyunca, Yönetim Kurulu Başkanları ve üst düzey
yönetici ortaklar, çok sık değişmekteydi. Danışmanlar, firma ortağı olmak,
Yönetim Kurulunda sayılarını artırmak ve her projede denetçi-ortaklar emrinde
çalışmak zorunluluğundan kurtulmak için sürekli çaba göstermekte, bazı hallerde
denetçi-ortaklar dışında, sadece danışman-ortakların katıldığı toplantılar
düzenlemekteydiler.
Denetçi ortaklar, uzlaşma noktaları bulmak için çok çalışmakta, ama fazla
başarılı olamamakta idiler. Bu uzlaşma amaçlı çalışmalar içinde AA, kuruluştan
beri üzerinde titrediği tek bütçe geleneğini bile terk etmek zorunda kalmıştı.
Geleneklerin en başındaki, firmanın “denetçi” vizyonu bile değişmişti. Firma artık
“danışmanlık” vizyonuna doğru yürüyor; ama bu arada geleneklerinden ve
ilkelerinden birçoğunu da yitiriyordu. Denetçiler, bu değişimi, firmanın felaketine
neden olacak gelişmeler olarak görmekte, danışmanlar ise “çağdaşlaşmanın
gereği” saymaktaydılar.
Denetçi ortakların çıkarlarını dengelemek için düzenlenmiş ücretleme ve kâr
paylaşım sistemi, danışmanlık işleri genişleyip danışman ortakların firmaya
sağladığı gelirler arttıkça, danışman ortakların çıkarlarına uygun düşmemekte ve
danışmanların yakınmalarına neden olmaktaydı. Çok sayıda ülkeye dağılmış çok
uluslu müşteriler arttıkça, 72 ülkede faaliyet gösteren denetim ve
danışmanlardan oluşan 18000 kişilik çalışanlar sayısı için, AA’nın geleneksel
ücretleme sistemlerinin yetersiz kaldığı öne sürülmekteydi. Böyle olmakla birlikte
bu yakınmalar birçok çalışanı ilgilendirdiği halde, danışmanlara göre onlar
dikkate alınmıyor ve bir türlü uygulanabilir bir çözüme bağlanamıyordu.
Elde edilen büyük denetim ve danışmanlık, ya da her iki alanı da birleştiren
karma işlerle ilgili olarak çok sayıdaki ülkelerde uygulanan projelerde çalışmalar,
müşteriye en iyi hizmet sağlanmasından çok, projeye katkı sağlayan uzmanların
ücretlendirme sistemleri üzerinde yoğunlaşıyor, çıkar kavgaları yüzünden
müşteriye en iyi hizmet götürme amacından hızla uzaklaşabiliyordu.
AA’nın geleneksel kuralı, her projenin bir denetçi-ortağın yönetiminde
gerçekleştirilmesiydi. Danışmanlık işleri arttıkça ve büyüdükçe, bu projelere
danışman-ortakların başkan olması öne sürülmüş, ancak bu temel kural
değiştirilmemişti. Tek ülkeye ve tek firmaya göre düzenlenmiş paylaşım ve iş
yapım sistemlerinin, çok-uluslu karmaşık işlerde yetersiz kaldığı, gittikçe daha
fazla öne sürülmekteydi.
15
Ücretlendirme sistemi, zaman içinde geliştirilmiş, başarıya dayanan ve
başlangıçta firma içindekilere çıkarların dengeli dağılımını sağlayan bir sistemdi.
Müşteriden gelen işler, rekabet fiyatlarına göre normal düzeylerde tespit edilip,
içinde çalışacak uzmanların eğitim ve deneyim düzeylerine göre
ayarlanmaktaydı. Denetçilere göre bu ideal bir sistemdi ve yıllarca çok iyi
sonuçlar vermişti. Ancak firma, muhasebe ve denetim alanında doğruluğu,
dürüstlüğü ve güvenilirliği konusunda büyük ün kazandıktan ve ünü dünyanın
çok sayıda ülkesine yayıldıktan sonra, ücretleme sistemi, bu gelişmeye göre
değiştirilememişti; egemen görüş, sistemin bu gelişmeye uygun olduğunu öne
sürmekteydi. Danışmanlar, bu sisteme karşı çıkınca, projeler, ücretleme
sistemindeki tartışmalar yüzünden uzun süreler askıda kalmaktaydı. Üstelik bu
tartışmalar, bazı hallerde müşteri hizmetlerini geciktirmekte, kaliteyi düşürmekte
ve fiyat yükseltmelerine neden olmaktaydı. Gerçekten, AA’nın hizmet fiyatları,
1990’larda çok yükselmeye, rekabet fiyatlarının çok üstüne çıkmaya başlamıştı.
Çünkü içerde denetçi ve danışman ortaklar, “pastadan pay alma” yarışına
girmişlerdi. Denetçi ortaklar, bu görüşleri yüksek sesle ifade etmekte ve
danışmanların iyi yolda olmadıklarını söylemekteydiler. Bununla birlikte denetçi
ve danışman ortaklar arasındaki bu zararlı rekabet ortamı, birçok yöneticinin
dikkatinden kaçmamış, zaman zaman bazı araştırmalara ve grup çalışmalarına
konu edilmiş ve fakat 2002 Ağustos’unda firma dağılıncaya kadar değişmeden
yürürlükte kalmıştı.
Bu sistemler, firmanın kuruluştan beri bu konularda (ve aynı zamanda mesleki
mükemmeliyete ulaşma alanında) yıllar boyu ulaştığı ilke ve kuralları
değiştirmeye yönelmiş bulunmakta ve dışarıdan bakılınca onların “gülünç
görünmelerine” neden olmaktaydı. Artık çalışanlar, firmaya yüksek fiyatlı iş
getirmek ve müşterileri “yolmak” için çalışır duruma gelmişlerdi. Firma içinde
kişisel dostluklar gelişiyor olsa da dostlar, arkadaşlar ve iş projeleri üzerinde
çalışanlar, kendi paylarını artırma yarışında iş arkadaşlarının haklarını engelleme
yönünde çalışmaya başlamışlardı. Bazıları, birlikte çalıştıkları insanları
“kendilerinden para çalmaya” niyetli kişiler olarak görmeye başlamışlardı; çünkü
paylaşım sistemi, proje gelirlerini sadece katılanlara ve güçlülere dağıtma
esasına gittikçe daha fazla dayanır hale gelmiş bulunmaktaydı.
Firma, kuruluşunda denetçi olduğu için müşteriler için yapılan fiyatlama
yöntemleri, müşteriye fazla fiyat yüklenmesini önleyecek kurallara dayatılmıştı;
bu alanda müşteriye “fahiş fiyat” yükleme olanakları yok gibiydi. Ama 1950’lerin
sonuna doğru hızla gelişen danışmanlık alanında kurallar gevşek, “fahiş fiyat”
yüklemek çok daha kolaydı. Denetçi ortaklara göre danışmanlar, bu kolaylıktan
bol bol yararlanmaktaydılar.
16
AA’nın uzman olduğu danışmanlık alanlarında (bilgi ve rapor sistemi kurma,
bilgisayar uygulamaları ve işletim sistemleri geliştirme, yolsuzlukları önleme
sistemleri v.b.) 50.000 $’a kolayca yapılabilecek işlere, 250.000.$’lık fiyatlar
almak işten değildi; firma ilk 85 yılında geliştirdiği şöhretle bunu yapabilecek
güçteydi. Ama bu fiyatlama biçimi, birçok müşteriyi AA’dan soğutmakta ve
birçoğunun başka danışman firmalara yönelmelerine neden olmaktaydı.
Danışmanlık işlerini başka firmalara taşıyan firmalar, çoğu zaman denetim
işlerini de birlikte götürmekteydiler. Bunlar, AA’daki yöneticileri fazla rahatsız
etmemekteydi, çünkü 1990’ların sonuna kadar, firmanın büyük ismi ona bol bol,
yüksek fiyatlı yeni işler sağlamaktaydı.
Çalışanların zamanı, hizmetin iyileştirilmesinden çok, müşteriden koparılan
paranın paylaşılma biçimine harcanmaktaydı.
AA’nın AC ile Savaşı:
Yinelemekte yarar var ki, savaş birdenbire ortaya çıkmamıştı. Firmamız tarihi
özetle anımsanacak olursa, 1990’da kamuya açıklandığı zaman, yaklaşık 40 yılı
aşkın bir oluşma dönemine sahipti: 1913’te kurulmuş olan firma, 1947’ye kadar
kurucusunun doğruluk ve dürüstlük temeline dayanan kuralları ile gelişmiş,
1947’deki ölümünden sonra firma dağılma tehlikesi geçirmiş olsa da,
sürdürülebilmişti. Spacek, firmayı aynı kurallarla, 1963’te önce Genel Müdürlüğü,
1970’te de Yönetim Kurulu Başkanlığını, firmanın liderliğini terk ettiği zamana
kadar ödünsüz bir biçimde yönetmişti. 1950’de hızlanarak gelişen danışmanlık
hizmetleri, firmanın uzun yıllar boyu geliştirdiği ilke ve kuralları zorlamaya
başladı. Denetçilerle danışmanlar arasındaki ilk sürtüşme ve kural zorlamaları,
1960’ların sonuna doğru başlamıştı. Bu dönemden sonra, mesleki kurallara
uygun olarak yetişmiş olmayan deneyimli danışmanlar, AA’da işe alınmakla
birlikte, AA’ya girdikten sonra, en az iki yıl denetim eğitimi ve deneyimi
kazanmak zorunda idiler. Bu zorunluluk danışman-ortakların baskısı ile 1964’de
kaldırılmıştı. Fakat bu alandaki en önemli gelişme, danışmanlık işlerinin denetim
işlerinden çok daha hızlı büyümesi olmuştu. 1988’de Danışmanlık cirosu, grubun
2,8 milyar dolara yükselmiş toplam cirosunun %40’ını sağlamış, denetim
bölümüne devrettiği kâr tutarı da 175 milyon doları bulmuştu.
3 Artık AA’de,
mesleki yeterlilikten çok, ciroyu ve kârlılığı artırmak hedefi öncelik kazanmıştı.
1990’larda hemen hemen başsız kalan firma ortakları, birbirinden nefret eden
denetçi ve danışman gruplarına ayrılmış ve birbirleri ile kavgalı hale gelmişti.

3
Yıllık ciro ve kâr artışı, denetim işlerinden yüksek olan danışmanlık bölümü, yıllık
kârlarının %15’ini denetçi ortaklara dağıtılmak üzere Yönetim Kurulu’nun emrine vermek
zorunda idi. 1990’lardan beri uygulanan bu kural, danışman ortaklara göre, egemen olan
denetçi ortakların yaptığı bir haksızlıktı.
17
Firmaya hayat veren Ortaklar Genel Kurul’u 1998,1999 ve 2000 yıllarında hiç
yapılamaz olmuştu. Firma fiilen 2’ye ayrılmıştı: AA ve AC.
1974’de büyük ümitlerle ve iş dalına örnek olmak üzere, AA faaliyetlerini
denetlemek amacıyla firma dışından üyelerle kurulan “Kamu Gözetim Kurulu”
(Public Oversight Board), 1990’larda artık toplanmıyordu. Ciroyu ve kârı
artırmak ve kişisel payı genişletmek amacı, firmanın tüm ilke ve kurallarının
önüne geçmişti. Firma hızla büyüyor, ama kuruluştan beri en önde tuttuğu,
müşteriye en üstün nitelikli mesleki hizmetin sunulması, en düşük fiyata
müşteriye en iyi hizmeti vermek, doğruluktan, dürüstlükten şaşmamak idealleri
ile dünyada dürüstlük simgesi haline gelmiş firma, 1990’ların sonundaki haliyle,
yüksek gelir elde etmek için bu ilkelerden ödün veriyor ve içinde çalışanların
çoğu da bunu biliyordu. Sık sık, durumu düzeltmek amacıyla komisyonlar
kuruluyor, sorun genel kurul toplantılarında ele alınıyor, ama kesin çözüm bir
türlü bulunamıyordu. Denetçi üyeler, ilk iki liderin yeteneklerinin özlemini
çekmekteydiler.
1974’de firmanın mesleğe örnek olacak biçimde yıllık faaliyet raporu
yayınlamaya başlaması ve kendiliğinden, meslek dışı üyelerden oluşan bir “Kamu
Gözetim Kurulu” kurması ve kendi kendini denetime tabii tutması, artık
unutulmuştu. 1990’da artık kurul toplantıları yapılmıyordu. Oysa, 1974 genel
kurul açılış toplantısında, o zamanki başkan Mr. Harvey Kapnick şöyle söylemişti:
“Kamu muhasebeciliği firmasının, ekonomimizin özel kesimine
karşı önemli sorumlulukları vardır. Bu sorumluluk sadece
müşteri olan firmaları değil, tüm yatırımcıları, tüm alacaklıları
ve genel olarak tüm halkı kapsamına olan bir sorumluluktur.
İnanıyoruz ki; böyle bir kurulun kurulması, iş ve finans
hayatında firmamızın çabalarına yapıcı ve yararlı bir yeni güç
ekleyecektir.”
1990’larda firma, kendi içinde denetçilerle, danışmanlar, ABD uzmanları ile öteki
ülke uzmanları ve tüm firma çalışanlarının birbirleriyle kâr payı paylaşım
kavgalarına sahne olmaktaydı. Çalışanlar, artık kendi çıkarlarını her şeyin önüne
çıkarmışlardı.
1990’ların hızlı ekonomik büyümesi, yapılan birçok yanlışı gizlemekteydi;
dönemin sonundaki ekonomik bunalım, yanlışların çarpıcı biçimde ortaya
çıkmasına neden oldu.
1997’de AA, “İşletme Denetimi” (Business Audit) adı altında yeni bir ürünü
pazara sürmeye çalışmaktaydı. “Finansal Denetim”e benzemekle birlikte bu
18
terim, denetim müşterilerine daha fazla hizmet aktarabilmek ve yan ürünlerle
müşteriden daha fazla hizmet bedeli almak amacını gütmekteydi. Dünya çapında
büyük bir kampanya ile pazarlanmaya çalışılan bu ürünü, müşteriler ve ABD dışı
ortaklar fazla tutmadı. Firmalar ve denetim uzmanları, finansal denetimle
yetinmek istiyorlardı. Ürün, satılamadığı gibi, müşterilerin çoğunda “AA’nin yine
sinekten yağ çıkarmaya çalıştığı” biçiminde yorumlanmış ve firma imajını
zedelemişti.
Bu arada, 1998’de ABD ekonomisi, risk kontrolünün, bilgisayar kullanımının, fon
akımlarının büyük hız kazandığı bir ortamda Uzak Doğu ekonomi bunalımından
olumsuz yönde etkilenmeye başladı. 1990’larda hızla büyüyen “küresel yayılma”,
“Yeni Ekonomi” akımı Dünya’yı kaplamaktayken, bunalım hayal kırıklıkları
yarattı. AA denetim, AC’nin aksine, “Yeni Ekonomi” akımına uymakta güçlük
çekmekteydi. AC, AA uzmanlarını “sadece muhasebecidirler” diye
küçümsemekteydi.
Firma içi boğuşmalar, ücret sisteminin çarpıklıklarını gidermek üzere çalışma
yapılmasını önlemiş ve deneyimli denetçilere prim veren ücret ödeme sistemi
yüzünden yeni girenlerin ve küçüklerin ücretleri rakiplerinin altında kalmıştı.
Kıdemlilere büyük gelirler sağlayan bu ücret ödeme sistemi, tüm AA’dan
ayrılanlar sayısında hızlı artışlara neden olmaktaydı.
1990’larda firmanın yıldız müşterisi ENRON, bütün toplantılarda uzmanlara
tanıtılıyor ve “10 tane ENRON benzeri müşteri, sorunumuzu çözer” sloganı
izleyicileri etkileyici multivizyon gösterilerine konu ediliyordu. 1999 faaliyet
raporunda AA’nın iki yıldız müşterisi ENRON ve WorldCom olarak gösteriliyordu.
Böylece AA, az sayıda firmadan büyük tutarlarda iş almaya çalışmakta, almakta,
ama geleneksel “küçük firma dostu” imajını da yitirmekteydi. Ayrıca AA, kendi iş
riskinin de az sayıda müşteri üzerinde toplanmasına ve her ayrılan müşteriden
daha çok sarsılma olasılığı ile iş riskini de artırmış bulunmaktaydı.
İlk uyarı zili, 1997’de Waste Managment adını taşıyan çöp işleme şirketinden
gelmişti. Bu şirketi,1960’lardaki kuruluşundan beri AA denetlemekteydi. 1971’de
halka açılan firma, adeta çöpü altına çevirmekte, çok yüksek kârlarla hızla
büyümekteydi. 1971’de hisse fiyatı, 1,84 dolardan 1990’da 40 dolara
yükselmişti. 1990’ların ortasında firma, başka ülkelere ve alanlara yatırım
yapmaya başladı. Bu açılımlarda kârları azalan firma, çöp kamyonlarının ve öteki
bazı varlıkların ömürlerini uzatarak, dönemsel kârları yükseltmek yoluna gitmişti.
AA denetçileri uygunsuz kâr artırma yöntemlerini tespit edip, yönetimi uyarmış
ve düzeltilmesini istemişlerdi. Waste Management yönetimi, düzeltmeyi
yapmamış olduğu halde, görevli AA denetçileri finansal tabloları eksiksiz
onaylamış ve denetim raporlarında bu durumu açıklamamıştı. Bunun temel
19
nedeni, AA’nın bu müşteriden, 1991’den 1997’ye kadar, denetim ücreti olarak 7
milyon, denetim dışı danışma işleri için de 11,8 milyon dolar ücret elde etmiş
olmasıydı. İlk kuruluş yıllarında olsa, terkedileceği kesin olan bu firma, bile bile,
AA ilkelerine uymadığı halde korunmuş; yılsonu finansal tabloları AA
denetçilerince uygunsuzluk, kamuya açıklanmadan onaylanmıştı. Firmanın
geleneksel kurallarına göre bu uygulama, “bilançolarla topluma yalan söyleme”
diye suçlanmaktaydı; firmanın tarihi boyunca suçlanmıştı.
SEC, 1998’de her iki firmayı, AA ile Waste Management’i suçlayan bir dava
açmış, 2001’de Waste Management, suçlamayı kabul etmemek şartıyla, talep
edilen 7 milyon dolarlık tazminatı ödeyerek davayı kapatmıştı.4
Bunca gelişme
sonunda bile iki firma da istifini bozmamış, muhasebe hileleriyle, fazla
gösterilmiş dönemsel kârlar sonucu, yıllar boyunca birikmiş kârlarından 1,7
milyar doları 1998 yılında bilançosundan silmek zorunda kalmıştı. Davadan
doğan 7 milyon dolar tazminat ödedikten sonra bile, AA, firmanın denetim ve
danışma işlerini yapmayı sürdürmüştü. 1,7 milyar dolarlık birikmiş kâr indirimi,
ABD ekonomik tarihinin, SEC emriyle yapılmış olan en büyük kar düzeltmesi idi.
Skandalın ortaya çıkmasını izleyen 2000 yılında Waste Management, AA’a 48
milyon dolarlık denetim işi, 31 milyon dolarlık da denetim dışı işler için sözleşme
yapmıştı. Arada ENRON skandalı patlak verdiği için Waste Management, bu
sözleşmeyi iptal etti. Waste Management skandalını yaratan denetçiler, AA’da
çalışmayı sürdürmüşler; ancak üç yıl süreyle denetim görevi almaları
yasaklanmıştı. Waste Management, SEC’e ödediği 7 milyon dolarlık cezai
tazminattan başka, 1998’de davacı şirket ortaklarına da 228 milyon dolar gibi
büyük bir tazminat ödemek zorunda kalmıştı.
Daha Waste Management skandalı tamamlanmadan, ikinci büyük AA denetim
skandalı da patladı: Büyük ev aletleri üretici Sunbeam, 1990’ların sonunda
ödeme güçlüklerine uğramıştı Temmuz 1996’da kurtarıcı olarak Genel Müdür
atanan Al Dunlop, ilk yıllar da büyük kâr artışları sağlamış ve 1996’da, 12,5
dolar olan şirket hisselerinin, 1998 Mart’ında 52 dolara fırlamasını başarmıştı.
Sonradan yapılan SEC araştırmasına göre, Al Dunlop, 1996’da birikmiş zararı çok
yükseltmiş, 1997’de de büyük bir kâr başarısı gösterebilmek için, fazla üretilen
ızgaralardan büyük bir kısmı depolarda dururken, satılmış gibi göstererek ciroyu
ve kârı yükseltmişti. Amacı, bu ani kâr sıçramasından sonra, elindeki hisseleri iyi
fiyatla satarak çıkar sağlamak ve bu alandaki “kurtarıcı” ününü
yaygınlaştırmaktı. AA denetçileri, bu cambazlığı tespit etmiş oldukları halde 1996
ve 1997 finansal tablolarını, bu durumu açıklamadan onaylamışlar, yani yapılan
muhasebe cambazlığına göz yummuşlardı.

4
ABD hukuk kuralları, tazminat için dava edilenlere, davacı ile böyle bir uzlaşma yapma
hakkını vermektedir. Uzlaşma halinde, davacı suçlamalarının kabul edilmesi talebinden
vazgeçmekte, davalı da talep edilen tazminatı ödeyerek davayı kapatmaktadır.
20
13 Haziran 1998’de toplanan ve muhasebe hilesini öğrenen Sunbeam Yönetim
Kurulu, bu tarihte Al Dunlop’un görevine son vermişti. Sonradan 1997 kârının
üçte birinin, muhasebe hilesi sonucu olarak yaratılmış olduğu ve 100 milyon
dolar indirilmesi gerektiği ortaya çıkmıştı. Sunbeam, 2001 Şubat’ında iflasını
istemek zorunda kaldı. AA, hatalı olduğunu kabul etmemek şartıyla 110 milyon
dolar tazminat ödeyerek davacılarla uzlaştı.
Yukarıdaki skandallarla ilgili olaylar son bulmadan, üçüncü bir muhasebe hilesi
skandalı açığa çıktı. Bu sefer, ABD ekonomi tarihinin kâr amacı gütmeyen bir
kuruluşundaki en büyük iflas olayı patladı. Arizona Babtist Kilisesi Vakfı İflası.
Vakıf yöneticileri, 1990’larda 11.000 yaşlı dindarın, büyük vaatlerle topladıkları
590 milyon dolarını işlettikleri yatırım fonunu batırdıkları halde durumun
açıklanmasını önlemişlerdi. Denetçi AA uzmanları, sorundan haberdar oldukları
halde, durumun kamuya açıklanması konusunda hiç bir önlem almamışlardı.
Finansal gerçeklerin muhasebe hilesiyle toplumdan gizlenmesi biçimindeki
skandal, 1999 Kasım’ında ortaya çıktı. 2002 Mayıs’ına uzayan davalarda
açıklandığına göre, AA’nın görevli üç denetçisi, gerekli sorgulamayı zamanında
yapmışlar ancak böyle şeylerin söz konusu olmadığı konusunda vakıf yönetiminin
yaptığı gerçekdışı açıklamalara inanmışlar, ya da inanmış görünmüşlerdi.
Vakfın finansal sorunları, 1996’da, muhasebe uygulamalarını onaylamadıklarını
açıklayan bir kaç vakıf muhasebecisinin istifa etmeleri ile başlamıştı.
Muhasebecilerin açıklamalarına göre, vakfa yüksek tutarda borçlu görünen iki
şirket, vakıftan bağımsız değillerdi ve bu borçlarını vakfa ödeyecek mali güçleri
de yoktu. Vakfa ait düşük değerli bazı taşınır ve taşınmaz mallar, çok yüksek
bedellerle bu iki şirkete satılmış ve karşılığında şirketlerin borç senetleri
alınmıştı. Vakfın bilançosunda gösterilen o şirketlere ait borç senetleri, vakfın
bilançosunu “iyi” göstermekte ve fakat tahsil olanağı bulunmadığı için, bu
gösterim gerçek dışı bulunmaktaydı. İstifa eden muhasebecilerden biri, bu
durumu AA denetçilerinden birine açıkladığı halde, AA denetçisi olaya gereken
önemi vermemişti.
1998’de vakfın mali durumunun özellikleri, yerel gazetelerde yayın konusu
yapılmaya başladı. Vakıf fonlarına para yatıran yatırımcılar, vakıf yöneticilerini ve
AA firmasını dava etmeye başladılar. Bu sıralarda ENRON skandalı da patlak
verdiği için AA, vakıfla ilgili davayı uzlaşmayla çözüme bağlama yolunu seçti. 1
Mart 2002’de, 217 milyon dolar ödeyerek davacılarla anlaştı. Dava uzlaşmayla
sonuçlandığı halde, vakıfta görevli denetçi davranışları mesleki standartlarla
bağdaştırılamadığı için, bağımsız çalışma sertifikalarını ilgili kamu görevlilerine
iade ettiler.
21
Andersen adı, bundan sonra ortaya çıkan muhasebe skandalları içinde sık sık
ortaya çıkmaya başlamıştı. AA müşterilerinden ilaç toptancısı HBO Şti. 1998-
1999 cirolarını satışlarını öne alarak yükseltmiş ve böylece kârlarını yüksek
göstermişti. İki yılda bu yöntemle gösterilen gerçekdışı kâr tutarı 300 milyon
doları bulmuştu. 1999’da batan Boston Piliç de AA müşterisiydi. AA
müşterilerinden bir dev şirket olan Global Crossing telekomünikasyon şirketi,
yüksek borçlarla batmıştı. Temmuz 2002’de başka bir komünikasyon devi Qwest
de batan şirketler arasında idi. Bir kısmı küçük olan bu muhasebe
skandallarından birçoğu önemsizdi. Fakat Qwest 1999-2001 arasındaki 220
hatalı muhasebe işleminde 1,16 milyar dolar gerçek dışı muhasebe kaydı
yapmıştı. Yalnız 2001’de, Qwest, AA’e 8,3 milyon dolar denetim ve 2,2 milyon
dolar danışmanlık ücreti ödemişti. Global Crossing 2000 yılında 12 milyon dolar
denetim ücreti ve 2,3 milyon dolar danışmanlık ücreti ödemişti.
WorldCom’unki asıl büyük olanıydı: Eski AA müşterisi olan bu şirket 2001’de
AA’ya 12,4 milyon dolar danışmanlık ücreti ödemişti. WorldCom, 21 Temmuz
2002’de 107 milyar dolarlık varlık toplamı ile iflas talebinde bulunmuştu. Bu
şirket, o tarihe kadar iflas talebinde bulunan ABD şirketlerinin en büyük varlık
toplamına sahip olanıydı. İflastan önceki yıllarda önemli, ama çocuksu muhasebe
hileleriyle, 9 milyar dolar gerçek dışı gelir kaydedilmiş ve fakat AA denetçilerinin
hiç biri, en küçük bir anormallik görmemişler, bunu denetçi raporlarında
açıklamamışlar ve o yılların finansal tablolarını onaylamışlardı.
1997-2002 arasında aleyhine açılan davaların davacılarıyla uzlaşmak için AA
tarafından ödenen tazminat tutarları 500 milyon doları aşmıştı. Ekim 2002’de o
tarihe kadar kaydedilen 5 en büyük iflastan 3’ü AA müşterisiydi. Tüm bu
uzlaşmayla sonuçlanan davalarda ödenen tazminatlarla sorun kısa vadede, geçici
bir hukuki çözüme bağlanmış olsa da, toplumun suçlaması sürüyor ve toplumun
AA’ya duyduğu güven sarsılıyordu. Ağustos 2002’ye kadar ortaya çıkan bu
skandallar, AA’ya toplum güvenini ve firmayı tarihe gömmüştü.
Ve 2001’de, ABD toplumu, ENRON skandalı ile sarsıldı. ENRON, 2000’de ABD’nin
en büyük 7’inci şirketi, en büyük doğalgaz dağıtıcısı, en büyük enerji şirketi ve
AA’nın en büyük müşterisiydi. AA, Enron’un denetim ve danışmanlık
hizmetlerinden 52 milyon dolar elde etmişti. Bu yıldız müşteriden ilk kötü haber,
AA’nın, AC ile savaşı yitirmesi ile ABD Dünya Ticaret Merkezine 11 Eylül terörist
saldırısının yarattığı kötümser ortamda, ekim başındaki Genel Kurul toplantısında
geldi: ENRON’un eylül sonu finansal tablolarında bazı anormalliklerin görüldüğü,
o zamanki başkan Mr. Josheph Berardino’ya bildirilmişti. Başkan bir kaç gün
içinde patlayacak finansal raporlama bombasının ilk haberi üzerinde fazla
durmamıştı.
22
Oysa, başkanın şimdi duyduğu olay, finansal tablolarına yansıyan bu muhasebe
çarpıklıkları, bir kaç yıldır bilinmekte ve 2001 Şubat’ından beri üst düzey
ortaklardan kurulan bir komitede görüşülmekteydi. Sorun, ENRON’un açıklanan
konsolide finansal tablolarına yansıtılmamış bulunan bazı kural dışı finansal
ilişkilerden kaynaklanmaktaydı. 1974’deki kuruluşundan beri ENRON, satın
alınan, ya da birleşilen şirketlerin katkısı ile hızla büyümüştü. Bu büyüme
stratejisi içinde, bir bölümü bazıları büyük şirketlerin hisselerinden oluşan
varlıklar, ya da fiziksel varlıklar, konsolide edilmeyen, yani finansal tabloları
topluma açıklanmayan şirketler tarafından yüksek bedellerle satın alınıp aktife
kaydediliyor ve bedelleri banka kredileri ile ödeniyordu. Bu borçların tümünün
yayınlanan finansal tablolara yansıtılması, ENRON’un borç/sermaye oranını
olumsuz etkileyecek ve borçlanma kapasitesini sınırlayacaktı. Bunu önlemek için,
ENRON tarafından kurulan bazı iştiraklere, bu varlıklardan bir kısmı, yüksek
değerlerle devredilmekte ve borçların bir kısmı, ENRON kefaleti ile iştirakler
üzerine alınmaktaydı. Bu tür işlemlerle konsolidasyona girmeyen bu şirketler
üzerinde büyük borçlar birikmiş ve 2001 sonuna doğru geri ödeme yavaşlıkları
ve ertelemeler görülmeye başlamıştı. Genel Kurul’da Başkan’a ulaşan haber,
böyle bir borç ertelemesi ile ilgiliydi. Oysa haber şirket için yeni değildi; AA
denetçileri tarafından son üç yıldır çözümü aranmakta olan çok önemli bir
sorundu.
1990’ların hızlı ekonomik büyüme döneminde, Ticaret Kanunu’nun sağladığı bir
olanak sayesinde, bir çok büyük şirket, böyle özel amaçlı şirket (Special Purpose
Entities) kurabilmekte ve bunları konsolidasyon dışında tutabilmekteydiler. Sıkı
kurallara uymak kaydıyla sağlanan bu ticari kolaylık, ENRON tarafından bir
süredir, kanunun gösterdiği sınırlar dışında kullanılmakta ve son bir kaç yıldır da
ENRON’un AA’lı denetçilerince de bilinmekteydi. AA, 2001 başında bu
uygunsuzluğu düzeltmek için bir komite bile kurmuş, ama bu “yıldız müşteri”yi
kaybetme korkusuyla harekete geçmemişti. Üstelik bu esnada, bu iştiraklerin,
ana şirket kârlarını yükseltmek ve bu özel amaçlı iştiraklerde görevli ENRON üst
düzey yöneticilerine büyük çıkarlar sağlamak amacıyla da kullanılmakta oldukları
da bilinmekteydi. Bu işlemlerle ENRON’un olduğundan yüksek gösterilen kârları
yüzünden sürekli yükselen hisse fiyatları, şirketin hisse satın alma opsiyonlarına
sahip üst düzey yöneticilerine de, hisse senedi satışlarıyla büyük çıkarlar
sağlama olanağını veriyordu. AA, denetçileri, bu muhasebe hilesini, çok geç
keşfetmişlerdi. ENRON’un 2000 yılsonu finansal tabloları, bu uygunsuzlukların
önemli bir kısmı denetçilerce ve AA’nın üst düzey yöneticilerince bilinmesine
rağmen, şartsız ve açıklamasız, onaylanmıştı. AA’nın ENRON denetçilerinden bu
olaya itiraz eden denetçi, AA üst yönetimi tarafından “merkeze” alınmıştı. Benzer
biçimde AA’nın içinden gelen ENRON hesapları ile ilgili eleştirilere de hiç önem
verilmemişti.
23
2001 yazında ENRON Genel Müdürü Mr. Jeffrey Skilling özel nedenlerle istifa etti.
Bu istifadan kısa bir süre sonra Enron iç denetçisi Miss. Sheron Watkins, Yönetim
Kurulu Başkanı Mr. Kenneth Lay’e, ENRON muhasebe hileleriyle ilgili ayrıntılı bir
mektup göndermişti. Yapılan hileleri duyanlar telaşlanıyor, fakat gerekli
davranışlar yapılamıyordu. AA örgütü “tutukluk” yapıyordu.
AC danışmanlarına karşı yürütülen savaştaki yenilginin burukluğu içinde yapılan
ve yukarıda sözü edilen ENRON Genel Kurulu’ndan kısa bir süre sonra, 16 Ekim
2001’de ENRON, üçüncü çeyrek (30 Eylül 2001’de son bulan 3 ay) finansal
sonuçlarını açıkladı: Ana şirket üçüncü çeyrekte 638 milyon dolar zarar etmiş,
eski yıllarda “özel amaçlı finansal düzenlemeler” nedeniyle olduğundan yüksek
gösterilmiş olan birikmiş kârlarda 1,2 milyar dolar indirim yapılmasına karar
vermişti. Artık çok geç kalınmıştı. Borsa’daki hisse fiyatı, bir haftada %40 düştü.
SEC, şirketi özel incelemeye aldı. 2 Aralık 2001’de bu dev şirket, Ticaret
Kanunu’nun 11’inci maddesine göre iflasını ilan etmek zorunda kalmıştı. Bundan
daha büyük olan 107 milyar dolarlık WorldCom iflası, bundan bir kaç ay sonra
ilan edileceği için ENRON’unki, bu tarihte, ABD’nin en büyük iflas olayını
oluşturmuştu. Yaklaşık 6 ay kadar önce, Haziran 2001’de, AA, Waste
Management davasını uzlaşmaya dayanarak tazminatla kapatırken, SEC’e karşı,
buna benzer denetim hatalarını bir daha yapmama sözü verdiği için, AA’nın başı
büyük derde girmişti. Bunu gören yöneticiler, 12 Ekim’de, ENRON’daki
denetimler sırasında birikmiş bulunan ve normal durumlarda bir süre korunması
gereken binlerce sayfalık çalışma tablo ve belgelerin ortadan kaldırılması yoluna
başvurmuştu. Üç günde, 26 sandık ve 3 karton kutu dolusu belge makinalarda
yok edilmişti.
8 Kasım’da SEC, ENRON’da görevli AA denetçileri için sorgulama emri çıkardı.
ENRON’da görevli denetçi-ortak, belge iptalini durdurdu. Aynı gün ENRON, eski
muhasebe yanlışlarının düzeltilmesi amacıyla, birikmiş kârlarından ek olarak 591
milyon dolar daha indirildiğini açıkladı. AA yönetimi, eskimiş muhasebe ilkelerini
sorumlu tutma çabası içinde, denetçilerini savunmaya çalışmaktaydı. Ancak,
finansal pazar, yavaş yavaş AA’nın aldığı darbelerin öldürücü olduğuna inanmaya
başlamıştı.
ENRON’da görevli denetçiler grubunun, AA ile ilişkileri kesildi. ENRON ve
denetçileri, artık suçlular grubuna katılmakta idiler. 5 Şubat 2002’de, batmış
ENRON’un Yönetim Kurulu, ENRON içindeki bazı yöneticileri ve AA’nın ENRON
denetçilerini suçlayan bir rapor yayınladı. AA, bu girdaptan kurtulmanın yollarını
aramaya başladı; ama artık çok geçti. Çok eski müşteriler bile AA gemisini terk
etmeye başlamışlardı. Kurtarma girişimlerinden çoğu da AA içinde görüş birliği
ve kuruluş iradesi ve liderliği sağlanamadığı için başarısızlıkla sonuçlandı. 14
Mart 2002’de Federal Adalet Bakanlığı’nın AA’yı resmen suçlayarak mahkemeye
24
gitmesi, 89 yıllık dev firmanın idam fermanı özelliğindeydi. Suçlamalardan biri
ABD’nin en ağır suçu ile ilgiliydi: Adaletin ortaya çıkmasını engellemek. Suçlama;
AA için bir çıkmaz sokaktı: Suçlamayı uzlaşmayla kapatabilmek için, önce suçu
kabul etmek, ya da davayı sürdürerek suçsuzluğu kanıtlamak gerekiyordu. Bu
seçeneklerden ikisi de firmanın sonunu getirecekti. Gruba dahil küçük muhasebe
firmaları, böyle bir açmaz karşısındaki AA’dan ayrılmaya başlamışlardı.
Çorap söküğü başlamıştı: 9 Nisan’da AA’nın ENRON’daki baş denetçisi Mr. David
Duncan suçlamalardan birini mahkemede kabul etti. Aynı davada jüri, AA’yı da
firma olarak suçlu buldu. AA, üst mahkemede temyiz edeceğini açıklamakla
birlikte, AA’yı birbiriyle yarışarak terk eden müşterileri nedeniyle Ağustos
2002’den sonra yeni müşteri kabul etmeyeceğini açıkladı; 89 yıllık büyük AA
artık ölmüştü. Birçok deneyimli denetçinin çoğu, öteki 4 büyüklere iş için
başvurmaya başladılar.
AA’nın eski müşterilerindeki yaprak dökümü, bir süre daha sürdü: Global
Crossing ile Qwest İletişim iflaslarını ilan etti. En sonunda Haziran 2002’de
ENRON batışını geride bırakan en büyük patlama geldi: Bir yıl önce ilan ettiği
ciroyu 9 milyar dolar fazla göstermiş olan World Com, 107 milyar dolarlık varlık
toplamı ile iflasını ilan etti; firmanın Genel Müdürü ve Mali İşler Genel Müdür
Yardımcısı da tutuklandı. ENRON ve bazı yöneticileri suçlarını kabul etti, ya da
mahkemelerde suçlu bulundu.
AA ve yöneticileri de birçok davayı kaybetmeye başlamışlardı. Waste
Management, Sunbeam, Boston Piliç, Mc Kesson, Arizona Babtist Klisesi ile ABD
toplumunda ün yapmış ve hızla büyümüş şirketlerle başlayıp, ENRON, Global
Crossing ve WorldCom gibi dev şirketlerin batmasıyla sürmüş olan ve bütün bu
ünlü firmaları denetleyen muhasebe şirketinin AA olması rastlantı sayılamamıştı.
Sermaye Piyasası Kurulu, ABD Parlamentosundaki soruşturmalar ve basın artık
her gün bu şirketleri ve dev denetçisini suçlama yönünde çalışmalar
yapmaktaydı. Sonunda AA ve yöneticileri de birçok davada suçlu bulunmuşlardı.
13 Ocak 1947’de Arthur Andersen’in kilisede yapılan cenaze törenindeki
konuşmasında papaz Dr. Duncan E. Littlefair bu dürüstlük simgesi büyük adamın
ömrünü şöyle noktalamıştı:
“Mr. Andersen, büyük cesaret sahibi bir insandı. Dürüstlüğün
faziletine onun kadar inanmış olanların sayısı çok azdır; hele
bu inancına uygun davranışlarla onu gerçekleştirme
cesaretine sahip olanlarımız daha azdır… Kurduğu ve
geliştirdiği şirkette onunla birlikte çalışan ve şimdi de o şirketi
yürütmek durumunda bulunan sizler için bu davranış biçiminin
25
anlamı açıktır. Onun işinin temelini oluşturan ve onun adıyla
birlikte anılacak olan ilkelerin korunması ve şirketinin bu
ilkelerle yaşatılması. Onun adı, en üstün ve en iyi dürüstlük
ilkesi taşımayan hiç bir program, ya da davranış biçimine asla
bulaştırılmamalıdır. Şuna inanıyorum ki O, şirketinin, üzerine
kurduğu ilkelerin dışına çıkmasını görmek yerine, kapısına kilit
vurulmasını tercih ederdi. Size, büyük bir isim bırakmıştır. Bu
nedenle önünüzde büyük bir fırsat ve o kadar büyük bir
sorumluluk vardır.”
Kuruluşundan 34 yıl sonra bu durumda bulunan, Mr. Andersen’i izleyen Leonard
Spacek tarafından 23 yıl daha sürdürülmüş olan bu sarsılmaz gibi görülen ilkeler,
2002’de nasıl olup da firmanın dağılmasına izin vermişti?
26 Mart 2002’de, Adalet Bakanlığı’nın ENRON’un batışından AA’yı da sorumlu
tutan suçlaması üzerine, AA denetçilerinin yaptıkları büyük toplantıda, o zamanki
Yönetim Kurulu Başkanı Joseph Berandino, kalabalığa şöyle sesleniyordu:
“Ortada savaş kalmayıncaya kadar onlarla (Adalet Bakanlığı)
savaşacağız. Ve sizler ve öteki AA çalışanlarının hepsini suçtan
kurtaracağız; aklayacağız…. Çünkü, biz, bir yanlış yapmadık!
Savaş bittiği zaman, hepimiz açık alın ve gururla, “ben AA idim,
şimdi de AA’yım; ve sonsuza dek AA kalacağım” ı haykıracağız,
bu kötü havayı, Adalet Bakanlığı ile rakiplerimizi yeneceğiz ve
hepimiz iyi günlere kavuşacağız.”
Mr. Berardino da söylediklerine inanmıyordu. Yerine oturduktan sonra, bu büyük
firmanın nasıl battığını merak ediyordu.12’inci kattaki odasının büyük
penceresinden aşağıdaki kalabalığı bir süre seyrettikten sonra, masasına oturdu
ve istifasını yazdı.
Merak ediyordu: “Neyi yanlış yaptık?”
AA’nın yaşamının sonundaki öldürücü darbelerden biri Houston Federal Bölge
Mahkeme’sinin 15 Haziran 2002’de verdiği mahkumiyet kararı idi. AA, bu kararı
yüksek mahkemede temyize götürdü. 1 Haziran 2005 tarihli gazeteler, “Yüksek
Mahkemenin bu kararı bozduğunu” bildiriyorlardı. Yüksek Mahkemenin oybirliği
ile aldığı karara göre, “AA hakkında verilmiş olan mahkumiyet kararı, Jüriye
Bölge Mahkemesi hakimi tarafından verilmiş olan hatalı talimata dayanıyordu.
Hakimler, AA’nın bir kısım şirket dokümanlarını ortadan kaldırmaya, tasfiye
etmeye, 2001 yılı sonbaharında ABD Sermaye Piyasası Kurulu’nca (SEC) açılacak
olan bir araştırmanın etkisiz hale gelmesine, sonuçsuz kalmasına yol açmak için
26
bilinçli olarak niyet etmiş olduklarını kanıtlamadan karar vermişlerdi. Ve Yüksek
Mahkemeye göre bu yanlıştı. Olası bir yolsuzluk veya adaletin tecellisine engel
olma davranışı, ancak ve ancak, sanık bir suç işleme niyetiyle ve bilgisiyle bu işi
yapmış ise, yasa dışı sayılmalıydı.
AA hakkındaki Bölge Mahkemesi mahkumiyet kararı, ENRON şirketinin 2 Aralık
2002’de iflasını ilan etmesinden, yaklaşık 6 ay sonra, yüksek mahkemenin
bozma kararı ise alt mahkemenin mahkumiyet kararından üç yıl sonra geliyordu.
Artık AA için yine çok geçti…
27
Ek 1
ARTHUR ANDERSEN
FİRMANIN YAŞAMINDA DÖNÜM NOKTALARI
1 Aralık 1913 ABD’nin hızlı gelişen sanayi kenti Chicago’da Mr. Arthur
Andersen ile arkadaşı Mr. Clarence M. DeLany, “
Andersen, DeLany & Co.” adında bir muhasebe denetimi
ortaklığı kurdular. Firma, finansal sorumluluğu sınırlı
olmakla birlikte kişisel mesleki sorumluluğu olan ve
“ortak”lardan oluşan bir kuruluş idi. (Limited Liability
Partnership: LLP) Firmanın vizyonu, kurucusunun
annesinden aldığı bir öğüt idi. “Doğru düşün; doğru
konuş” (Think straight; talk straight)
1918 Firmanın ünvanı, Arthur Andersen &Co.” olarak değişti.
Firma, denetim işleri yanında, muhasebe ve finansman
alanında danışmanlık işleri de alıyordu.
1920 Chicago hızlı büyümeye başladı. Muhasebe hileleri ve
yolsuzluklar da artarken AA, meslekte doğruluk ve
dürüstlük örnekleri veriyordu. Bu yüzden en büyük
müşterilerini bile yitirmeyi göze alıyordu. Şirket sayıları,
gruplar, piramitleşmeler, birleşmeler ve finansal tablolarla
aldatmalar artıyor ama AA müşterilerini titizlikle
seçiyordu.
Mart 1929 Çok sayıda piramitleşmiş şirketi olan ve Samuel Insull
tarafından kurulan Insull Enerji Grubu, New York
Borsa’sında arka arkaya hisse satmaya başladı. Sonra da
şirketin, muhasebe oyunlarıyla kârlarını olduğundan
yüksek gösterdiği ortaya çıktı.
Ekim 1929 New York Borsa’sında çöküş başladı. AA, Insull
Grubundan uzak durmuştu.
1932 Ekonomik bunalım derinleşti; Insull Grubu iflasın eşiğine
geldi. Alacaklı bankalar, AA’dan şirketi kurtarmasını
istedi; AA işe üstlendi. Şirketi işler hale getirdi, tüm enerji
şirketlerinin dürüst muhasebe ilkelerini benimsemesi
sağladı. AA, bir dürüstlük simgesine dönüşüyordu.
Üniversite’de ders vermeye çağrılan Profesör Andersen,
firmasının temelini oluşturan temel ilkelerini şöyle
tanımlamıştı.
“Muhasebecinin onayladığı finansal raporlar, halkın
güvenini yitirdiği takdirde, muhasebeci ve onayladığı
raporların değeri kalmayacaktır. Onayladığı raporların
doğruluğunu ve güvenilirliğini korumak için muhasebeci
28
kesin olarak, yargılarında ve davranışlarında
bağımsızlığını koruyabilmelidir. Bu yargı ve davranış
bağımsızlığının korunabilmesi, bazı davranış kurallarının
benimsenmesini gerektirir
1939 Profesör Andersen, üniversitede düzenli dersler vermeye
başladı.
1940 AA, Mr. Andersen’in ömründe geliştirdiği ilkeleri,
“Andersen Yolu” adını verdiği bir kitapta topladı. Kitap
içindeki firma ilkeleri, her müşteri için ayrı ayrı hazırlanıp,
bir “Mavi Kitap” ta toplamakta ve sözleşmenin eki olarak
müşteri yetkililerince imzalanmaktaydı. “Mavi Kitap”ı
imzalamayan firma, müşteriliğe kabul edilmemekte idi.
Andersen bu ilkeler topluluğuna “Tek Firma” (One Firm)
kavramı adını verdi. Bu terim tüm müşterilere aynı
ilkelerin uygulanması anlamında kullanılmıştı.
1947 Mr. Arthur Andersen vefat etti; firma sarsıldı. İflas
tehlikesi atlattı.
1948 Firma ortaklarından Mr. Leonard Spacek Yönetim Kurulu
Başkanı ve Genel Müdür oldu.
1950 Firmayı toparlayan ve eski gelişme hızını ulaştıran Mr.
Spacek, ABD’de uygulanmakta olan muhasebe ilkelerini
şiddetle eleştirmeye başladı. Ona göre; “Muhasebe
İlkeleri, firmaların tüketicilerine, işçilerine, yatırıcılarına,
alacaklılarına ve tüm topluma aynı doğrulukta finansal
bilgilerin sunulmasını sağlamalıdır; buna inanıyorum. Tüm
topluma doğru bilgi aktırılmalıdır ki, kamuoyu hiç
kimsenin finansal tabloları kullanarak yalan söylemediğine
güvenebilsin.”
1953 AA, bilgisayarla tanıştı; muhasebe ve raporlama
sistemine bilgisayarların uygulanmasıyla ilgili danışmanlık
talepleri hızla artmaya başladı.
1956 Firmanın danışmanlık geliri, bir yıl öncekinin iki katına
sıçrayarak 1,8 milyon dolara yükseldi. AA, “Yönetim
Hizmetleri Bölümü” nü “Administirative Services Division”
kurdu. AA, “Tek Firma “ ilkelerine sıkı sıkıya bağlıydı. Yeni
bölümde çalışanlar da, en az iki yıllık denetim eğitimi
almak zorunda idiler.
1960 AA Başkanı Spacek, bir “Federal Muhasebe Yüksek
Mahkemesi” nin (Federal Muhasebe Yüksek
Mahkemesi’nin (Federal Court of Accounting Appeals)
kurulmasını önerdi; meslekte büyük tartışma başladı.
29
Muhasebe mesleğinin öteki 7 büyük firması, öneriyi
şiddetle reddetti. AA, ilkelerini benimsemeyen müşteriyi
kabul etmeme geleneğini sürdürdü.
1963 Başkan Spacek, Genel Müdürlüğü Oliver Oliphit”e
devretti. AA, 27 ülkede 55 ofis ile faaliyetlerini sürdürdü;
“Tek Firma” geleneği nedeniyle, tüm dünyada aynı
doğrucu ilkelerle çalışıyordu. Yıllık ciro 63 milyon dolara
ulaştı.
1964 Yönetim Hizmetleri Bölümünde çalışanların en az iki yıllık
denetim eğitimi almış olmaları koşulu kaldırıldı. Firma’da
kuruluştan beri, denetim eğitimi almamış uzmanların
danışmanlık yapmaları yasaktı.
1968 Yönetim Hizmetleri Bölümü’nün adı “Yönetim Bilgi
Sistemleri Danışmanlık Bölümü” (Management
Information Consulting Division) olarak değiştirildi.
1970 ABD’de şirketlerin uygunsuz muhasebe uygulamaları
nedeniyle açılan davalarda geleneksel olarak
suçlanmayan bağımsız denetim uzmanlarının sanık
oldukları davalar sayısı 71 ‘e yükseldi. Şirket başkanı
Spacek, emekliliğini istedi.
1972 Denetçilerin davalılar arasında yargılandığı şirket davaları
sayısı, 200’e çıktı.
1973 Bir “dürüstlük kurumu” olarak meslekte ün yapmış AA,
Yıllık Faaliyet Raporu “yayınlayan ilk denetim şirketi oldu.
1974 AA, 8 büyüklerden ilk “Kamu Gözetim Kurulu’nu (Public
Review Board) oluşturdu. Denetim sonuçlarını kullanan
AA’dan bağımsız kişilerden oluşan ve firmanın iç
sistemlerinin ilkelere uygunluğunu denetleme görevi olan
bu kurul, “firmanın vicdanı”nı oluşturacaktı.
1978 Danışmanlık hizmetleri cirosu, firmanın 546 milyon dolar
tutan toplam cirosunun %21’ine ulaştı.
1979 Ülkede danışmanlık hizmetlerinin, denetim hizmetlerinin
bağımsızlık ilkesini zayıflattığı konusunda eleştiriler
yoğunlaştı. Görevli Senato Alt-Komisyonu, AA’nın
görüşüne başvurdu. ABD’nin Sermaye Piyasası Kurulu,
SEC (Securities and Exchange Commission) ünlü 264
No’lu kararı yayınlandı. “Toplum, bağımsız kamu
muhasebecilerinin, gittikçe artan denetim-dışı işlerinin
onlarda bulunması gereken bağımsızlık, tarafsızlık ve
muhasebe mesleğinin gerektirdiği profesyonellik
30
ilkeleriyle bağdaşmadığı konusunda ciddi kaygıya
düşmüştür.” (Kurul, bu kararının üstüne gitmedi;
uyulması zorunlu meslek kararı haline getirmedi.)
1979 1970’den beri firmayı yöneten Mr. Harvey Kapnick’in
Denetim ve Danışmanlık işlerinin iki ayrı şirkette ayrı ayrı
örgütlenmesi önerisi, AA Genel Kurulunda reddedildi. Aynı
yönde düşünmeyen ortaklar tarafından istifaya davet
edilmesinden sonra, 14 Ekim’de erken emekli olacağını
açıkladı.
1980 Kamu Muhasebecileri Enstitüsü (Instıtute of Certified
Public Accountants), bağımsız muhasebe uzmanları için
koymuş olduğu reklam yasağını kaldırdı.
Şubat 1980 Mr. Duane Kullberg, AA’nın yeni başkanı oldu.
1986 AA’nın Danışmanlık Bölümü Direktörü Mr. Victor Millar
görevinden ayrıldı; Saatchi&Saatchi reklamcılık grubunun
danışmanlık şirketinin başına geçti. Kısa süre sonra AA’nın
Danışmanlık Bölümünü 1 milyar dolar karşılığında yeni
firmasına satın alma önerisinde bulundu; öneri AA
tarafından reddedildi. Denetçi ve Danışman ortaklar
arasındaki tartışmalar çok arttı.
1987 AA’nın danışman ortakları, firmanın Yönetim Bilgi Sistemi
Danışmanlık Bölümü’nün adını “Andersen Danışmanlık”
olarak kullanmaya başladı. Yönetim
Kurulu, öneriyi kabul etti; Andersen Danışmanlık (AC)
ayrı bir “kâr merkezi” biçimine dönüştü.
1988 AA Denetçileri ile Danışmanları arasındaki savaş, firma
dışına yansıdı ve büyük yankı uyandırdı. 24 kişilik AA
Yönetim Kurulu’ndaki danışman ortaklar sayısı 7’ye ulaştı.
1989 Denetim ve Danışmanlık Bölümleri, “Andersen World
Wide’ adını taşıyan ana şirket altında iki bağımsız bölüm
olarak çalışmaya başladı. AA, firmadan ayrılarak
Saatchi&Saatchi Danışmanlık Şirketinde çalışan eski
uzmanlarını, firma çalışanlarını çalmaya çalışmakla
suçlayarak S&S Danışmanlık Şti.’ni dava etti. Dava
uzlaşmayla sonuçlandı; düşmanlık sürdü.
1990 AA ve AC iki ayrı şirket gibi çalışmaya başladı. AC,
dünyanın en büyük danışmanlık örgütü olmuştu.
1994 AC’nin cirosu, AA’nınkini yakaladı.
31
1996 AA 1835 ortak sayısına ulaştı.
1997 AA Başkanı Weinbach, görevden ayrıldı. Başkan adayı
George Shaheen, gerekli çoğunluğu (2/3) sağlayamadı.
17 Aralık 1997 Danışman Ortaklar, AA’dan ayrılmaya ve “Andersen
Consulting” şirketini kurmaya karar verdiler.
Danışmanların AA’ya, firma ismi (AC) için ödeyecekleri
bedel üzerinde anlaşma olmadı. Karşılıklı öneriler, 1-14,6
milyar dolar arasında dalgalandı.
1 Ocak 2001 Andersen Consulting Şirketi, AA ile anlaşmazlık yüzünden,
adını Accenture Şirketi olarak değiştirdi; isim kullanmak
hakkı olarak AA’ya 1,2 milyar dolar ödeyebileceğini
bildirdi.
26 Mart 2002 Federal Adalet Bakanlığınca dava edilen AA, “adaleti
engelleme” suçundan mahkum oldu.
Haziran 2002 Şirket, 31 Ağustos’tan sonra yeni denetim işi kabul
etmeyeceğini ilan etti:
AA’nın sanık olduğu 100 dava yürümekteydi.
28.000’i ABD’de, tüm dünyada 85.000 çalışanı vardı. Bu
ilanı yapmasa da birkaç gün sonra SEC tarafından
denetim müşterisi kabul etmesi yasaklanacaktı.
31 Ağustos 2002 AA ve AC şirketleri dağıldı.
32
Ek-2
ARTHUR ANDERSEN
FİRMA BAŞKANLARI
1 Aralık 1913 Mr. Arthur E. Andersen, kurucu
1948 Mr. Leonard Spacek
1970 Mr. Harvey Kapnick
1979 Mr. Duanne Kullberg
1989 Mr. Lawrence A. Weinbach
2000 Mr. Lou Salvatore
2001 Mr. Joseph Berardino

Hakkında admin

Check Also

İŞ-KUR KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİ UYGULAMASI VE TALEP EDİLEN BELGELER (25.03.2020)

İŞ-KUR KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİ UYGULAMASI TALEP EDİLEN BELGELER (25.03.2020) 1-Kısa Çalışma Ödeneği Uygulaması Desteği Genel …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×