Anasayfa / Manşet / AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE TRT BENZERİ KURULUŞLARIN FİNANSMANI NASILDIR? Yazarı: Abdullah ÇAVUŞ/TRT Strateji Uzmanı

AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE TRT BENZERİ KURULUŞLARIN FİNANSMANI NASILDIR? Yazarı: Abdullah ÇAVUŞ/TRT Strateji Uzmanı

AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE TRT BENZERİ KURULUŞLARIN FİNANSMANI NASILDIR?
Yazarı: Abdullah ÇAVUŞ/TRT Strateji Uzmanı

Son günlerde TRT’nin dizileri ve bu dizlerin finansmanı üzerine yapılan haberler ve siyasilerimizin konuya ilişkin söylemleri üzerine, konuyu tüm yönleriyle araştırmak ve AB ülkelerinde TRT benzeri kuruluşların finansmanı konusunda bir çalışma yapmamızın kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi konusunda faydalı olacağı düşüncesiyle bu makale kaleme alınmıştır.

Bize göre Kamu Hizmeti yayıncılığı ise; “Toplumsal, Milli, Manevi kültürün oluşması, korunması ve gelecek nesillere aktarılması hususunda herhangi bir baskı grubunun etkisinde kalmaksızın tarafsızlık ve bağımsızlık çerçevesinde belirlenmiş olan Milli yayın ilkeleri doğrultusunda yayın yapan ve öncelikle bilgilendirmeyi, eğitmeyi ve son olarak eğitmeyi amaç edinen bu nedenle kar amacı gütmeyen ve aynı nedenle reklam verenlere bel bağlamayan” yayıncılık türüdür.

 

Kamu hizmeti yayıncılığı kavramının tanımı ve nitelikleri konusunda ilk çalışmalar İngiliz yayın Kurumu BBC kuruluş yıllarına dayanır. Bu kavramı BBC’nin ilk Genel Müdürü John Reith ortaya atmıştır. John Reith’e göre Kamu Hizmeti Yayıncılığı, “Halk için yapılan, halk tarafından finanse edilen ve halk tarafından kontrol edilen” yayıncılıktır.

Televizyon yayıncılığı başladığından itibaren yönetenler tarafından, yönetilenlere kendi mesajlarını iletmek üzere, çok önemli bir araç olarak kullanılmaya başlamıştır.

Hakim güç unsurlarının mesaj iletme kaygısı, sadece egemenlik alanı ile de sınırlı kalmamış, dış dünyaya da bu mesajlarını vermek istemişlerdir. Özellikle soğuk savaş döneminde hemen hemen bütün ülkelerde yer alan radyo yayınları bunun en güzel örneğidir.

Kısa dalga üzerinden ve ilgili hedef ülke dilinde yapılan yayınlar soğuk savaş döneminin en önemli propaganda aracı olarak kullanılmıştır.

1980’li yılların sonundan itibaren, Berlin Duvarının yıkılması, Sovyet Bloğunun dağılması ve televizyon teknolojisindeki gelişmelerle (uydular aracılığıyla yayınların iletilebilmesi vb) radyolar üzerinden yapılan propaganda savaşları yavaş yavaş terk edilerek yerini bütün dünyaya 24 saat haber yayını yapan televizyon kanallarına bırakmıştır. (BBC World, CNN Int. vb)

İnternetin ortaya çıkışı ve gelişmesi bu tür televizyon yayıncılığına olan ihtiyacı ortadan kaldırmamış aksine bu tür televizyon kanalları bünyelerinde oluşturulan etkili web yayınları ile daha da güçlenmiştir.

Gelişmiş tüm dünya ülkeleri bu tanımlardan hareketle kendi Kamu Hizmeti Yayıncısı kurumlarını kurmuşlardır. Avrupa Birliği Ülkelerindeki kamu Hizmeti yayıncısı kuruluşlar aşağıdaki gibidir.

 1-İngiltere                :BBC

2-Almanya                :ZDF

3-İtalya                      :RAİ

4-Fransa                   :GFR

5-Yunanistan           :ERT

6-İspanya                  :ESP

Ülkemizde Kamu Hizmeti Yayıncılığı gibi önemli bir hizmeti yürüten Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun, yasalarla verilen görevleri nasıl ve ne ölçüde gerçekleştirebileceğini belirleyen en önemli faktör finansman konusudur. Bu görevlerin tarafsızlık, çoğulculuk ve ticari çıkarlara karşı kamu yararını kullanma gibi özellikleri ancak, mali özerklikle mümkündür.

Bilindiği üzere, Türkiye’nin kamu yayıncılığı yapmakla görevlendirilen tek yayın kuruluşu olan TRT, halkın geri bildirimine önem veren açık, dinamik, üretken ve en önemlisi cumhuriyet ilkelerine bağlı, tarafsız yayıncılığı hedef edinmiş olan ve ülkemizin tamamına yayın yapabilen Anayasamız ve 2954 sayılı TRT Kurumu yasası ile Kamu Hizmeti Yayıncısı olarak görevlendirilmiş olan bir kurumdur.yıllarda Televizyon alanında ciddi açılımlar ve projeler üreterek yeni TV kanalları açmanın yanında radyoculuk ve internet medyası alnında yeni açılımlar ve kanallar açmış bulunmaktadır.

TRT tarafından özel sektörün kar amacı gütmesi nedeniyle ilgi göstermediği ancak toplumsal kültürün korunması ve oluşması amacıyla kamu hizmeti yayıncısı görev ve bilinciyle yaptığımız yayınların büyük bir çoğunluğunun ticari anlamda herhangi bir getirisi olmadığı gibi, bu yayınlar ulusal politikalar gereği yapılmakta ve çok büyük maliyetlerle gerçekleştirilmektedir.

Bu yayınların özel yayıncı kuruluşlar tarafından gerçekleştirilebilmesinin olanaksızlığı açıktır.

Öte yandan Kamu yayıncılığının ihtiyaç duyduğu finans kaynağının, bu hizmetin yürütülmesine en uygun yapı ve model içinde sağlanmasının devletlerin yükümlülüğü olduğu hususu, ülkemizin de katıldığı Avrupa Konseyi ve Avrupa Bakanlar Kurulu kararlarında önemle vurgulanmıştır.
Kamu yayıncılığının ihtiyaç duyduğu finans kaynağının, bu hizmetin yürütülmesine en uygun yapı ve model içinde sağlanmasının devletlerin yükümlülüğü olduğu hususu, ülkemizin de katıldığı Avrupa Konseyi ve Avrupa Bakanlar Kurulu kararlarında önemle vurgulanmıştır.

Kurumumuzun kurucu üyeleri arasında yer aldığı Avrupa Yayın Birliği’nin (EBU) de bu konuda çeşitli rapor ve incelemeleri mevcuttur. Bu ortak yaklaşıma göre “kamu yayıncılığı hizmeti” kavramı kendine özgü bir kavram olup kamu yayıncılığı “bütün nüfus” için yapılan bir hizmettir. Kamu yayıncılığı yalnızca kamunun çıkarlarına hizmet eden, izleyicileri “tüketici” olarak değil, “vatandaş” olarak gören bir hizmet niteliği taşımaktadır.

Avrupa Birliği kamu yayıncılığına ilişkin ilkeleri düzenleyen “Kamu Yayıncılığı Hakkındaki Amsterdam Protokolü”nü 1.5.1999 tarihinde kendi Kuruluş Anlaşmasına bağlamış ve Amsterdam Protokolünün Kuruluş Anlaşmasının ayrılmaz bir parçası olduğunu ilan etme ihtiyacını duymuştur.

Yayın kuruluşlarının kamusal görevlerini yerine getirmelerinde finansmanın önemi çeşitli uluslararası siyasi ve hukuki belgelerde ifadesini bulmuştur. Kamu yayıncılığının finansmanı sadece mali bir nitelik taşımamaktadır. Finansman kaynakları ve bunların sağlanış yöntemi, yayın içeriğini ve kuruluşlarının yapısını da doğrudan belirlemektedir. Finansal sistem için yapılacak tercih bu anlamda kamu yayıncılığının niteliğini belirleyecek hayati bir tercihtir.

Bu konu ile ilgili ilk önemli Avrupa belgesi 7–8 Aralık 1994 te Prag’da Avrupa Konseyi tarafından düzenlenen Kitle İletişimi konusundaki “Avrupa Bakanlar Konferansı”nda kabul edilen, “Kamu yayıncılığının Geleceği” hakkındaki 1 No’lu Karardır. Prag Bakanlar Konferansına katılan devletler kamu hizmeti yayıncılarının görevlerini hakkıyla yerine getirebilmeleri için gerekli, uygun ve güvenli finansmanı sağlayacakları hususunda teminat vermişlerdir.

Çeşitli vesilelerle içeriği yeniden onaylanan bu karar, bugün için de geçerliliğini korumaktadır. Karar, kamu hizmeti yayıncılarının kamusal misyonlarını yerine getirebilmelerini garanti edebilmek için ihtiyaç duydukları istikrarlı ve güvenli finansal kaynağı sağlamaları konusunda, devletlerin yükümlülüklerini vurgulamaktadır. Ülkemizin de üyesi olduğu ve Bakanlar Konseyi toplantılarına katıldığı Avrupa Konseyinin bu kararı, bu bağlamda çok çeşitli finansman kaynaklarını (yayın ruhsat ücretleri, kamu sübvansiyonları, reklam ve sponsor gelirleri, görsel-işitsel ürünlerin satışından elde edilen gelirler vb) içermektedir.

Avrupa Konseyinin 11.09.1996 tarihli “Kamu Yayıncılığının Bağımsızlığının Garanti Edilmesi” hakkındaki 10 sayılı Tavsiye Kararı da ilave ilkeler getirmiştir. Bu belge de, kamu yayın kuruşlarının kurumsal özerkliğinin ve yayın muhtevası yönünden bağımsızlığının garanti edilmesine duyulan ihtiyaca ışık tutmaktadır. Karar özellikle ruhsat ücretleri ve devlet bütçesinden ödenecek pay gibi kaynakların garanti edilmesine özel bir önem vermektedir.

Son olarak, kamu yayıncılığının önemini vurgulamak için 1 Mayıs 1999 tarihinde, 1997 tarihli “Kamu Yayıncılığı Hakkındaki Amsterdam Protokolü”nün Avrupa Birliği Kuruluş Anlaşmasına eklenmesi ve kuruluş Anlaşmasının ayrılmaz bir parçası olması kararlaştırılmıştır.

Amsterdam Protokol’ünün Önsözü; her toplumun demokratik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarına cevap verecek bir kamu yayın kuruluşunun varlığına ve medyada çoğulculuğun sağlanmasına duyulan ihtiyaca ağırlık vermekte, kamu hizmeti niteliklerinin ise, üye devletlerce, her toplumun özgül ihtiyaçlarına göre tanımlanmasını öngörmektedir. Kamu yayıncısının organizasyon ve finans biçiminin, kamusal görevlerinin yerine getirilmesi için gerekli vasıtalar olduğu kabul edilmiştir. Türkiye, her ne kadar Amsterdam Protokolü’ne bu gün için imza atmış değilse de, Avrupa Birliği’ne adaylığımız karşısında bu belge de, ülkemiz açısından uygulanması zorunlu belgeler arasına girecektir.

Avrupa kamu hizmeti yayın kuruluşlarının finansmanında çoğunlukla yayın bedeli, reklam/sponsorluk, ticari faaliyet ve diğer kamusal gelirler kullanılmaktadır. Bu kaynaklar içerisinde en önemli gelir türü yayın bedelidir. Uygulamada ülkeden ülkeye farklılık gösteren bu gelir, genellikle Birleşik Krallık(İngiltere), Almanya, Fransa ve İsveç gibi pek çok batı Avrupa Ülkesinde, radyo ve televizyon yayınlarını alabilen cihazlara sahip hanelerin ödemek mecburiyetinde olduğu yıllık sabit bir ücrettir.

Birleşik Krallık(İngiltere)’ ta kamu hizmeti yayıncılığı yapan BBC gelirlerini televizyon ve radyo alıcıları için ödenen yıllık ruhsat(lisans) ücretlerinden sağlamaktadır.

Kamu hizmeti yayıncılığı yapan Fransız devlet televizyonu GRF’ nin gelirleri halktan toplanan yıllık sabit radyo-televizyon vergisinden ve reklam gelirinden sağlamaktadır. Bugün için halktan toplanan yıllık sabit radyo-televizyon vergisi 116 Euro’dur.

Almanya’da ZDF program şartnamelerine göre kamuya hizmet etmekle görevlidir. En büyük gelirini radyo ve televizyon harçları oluşturmaktadır. Televizyon sahibi her evden aylık 21 dolar vergi alınmaktadır. Ayrıca reklam gelirleri de büyük bir yer teşkil etmektedir.

Danimarka’da TV2 tüm halka yönelik olarak program yayınlamayı hedefleyen, bağımsız ve ticari olmayan bir televizyon kanalı niteliğindedir. Gelirleri radyo ve televizyon vergisi üzerine dayanmaktadır. Radyo ve televizyon vergisi, bir radyo televizyon sahibi olunduğu zaman ödenen kullanım harcıdır. Televizyon kanallarını kullanabilme hakkını alabilmek için yapılan bir ödemedir.

İtalya’da Radyo-TV yayın hizmeti devletin tekelinde olmakla birlikte, devlet bu hizmeti ya bizzat ya da başka bir kuruluşa devretmek yetkisine sahiptir. Nitekim günümüzde bu imtiyaz RAI tarafından kullanılmaktadır. RAI gelirlerini yıllık abone ödemelerinden ve reklamlardan sağlar.

Ancak bazı güney ve doğu Avrupa ülkelerinde, yayın bedeli Türkiye, Yunanistan, Makedonya’da örneği görüldüğü gibi elektrik faturasına, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Macaristan’da örneği görüldüğü gibi telefon faturasına ilave edilen sabit bir ücret olarak tahsil edilmektedir.

Hollanda’da 2000 yılından itibaren uygulanan yöntemde ise yayın bedeli gelir vergisi içerisinde ayrı bir kalem olarak ilave edilmiştir. Bizde elektrik enerjisi hasılatının %2’si yayın bedeli olarak alınmakta iken benzer uygulamayla karşı karşıya olan Yunanistan’da yayın bedeli olarak tahsil edilen, sınai kuruluşlar ve haneler ayırt edilmeksizin her elektrik sayacı başına tahakkuk ettirilen sabit bir ücrettir.

Makedonya’da ise bu sabit ücret sadece hanelere ait elektrik faturalarına ilave edilmektedir. Avrupa da sadece İspanya ve Portekiz’de kullanılan ve özel fon veya destek programı şeklinde kamu hizmeti yayın kuruluşunun hükümete borçlanması ile elde edilen bir gelir türü de mevcuttur.

Bilgilendir-Eğit-Eğlendir amacı üzerine gelişen kamu kurumu yayıncılığı, günümüzde acımasız rekabet koşullarında ciddi bir kaynak kıtlığı sorunu yaşamaktadır. Özellikle yayıncılığın özünde reklam gelirini birinci kaynak olarak düşünmek doğrudur. Ancak, yapılan iş kamu yayıncılığı olduğundan reklam gelirlerini birinci kaynak olarak düşünmek en tehlikeli düşünce tarzıdır.

Çünkü kamu yayıncılığı ilkeleri gereği, programların niteliği üzerinde yoğunlaşır. Yüzde 1’lik izlenme payına sahip olan bir program yapılabileceği gibi, marjinal gruplar içinde programlar yapılabilir. Bu durum reklam gelirlerini düşürür. Reklam gelirleri için popülariteye kaçmak ise kuruluşu kamu yayıncılığı ilkelerinden uzaklaştırır. Dolayısıyla kamu yayıncılığının yapıldığı yerde reklam gelirlerinden ciddi boyutlarda bahsetmek ve bunları kaynak olarak göstermek Kurumlar için gelecek açısından potansiyel tehlikeyi beraberinde getirir.

Kamu hizmeti yayımcılığının finansmanında hiçbir ülkede tek kaynağa dayanılmamakta, çoğunlukla karma bir finansman modeli uygulanmaktadır.

Dünyadaki kamu yayıncılığı finans modellerine bakıldığında genelde reklam dışında kanunla garanti altına alınmış modellerin benimsendiği ve uygulandığı görülmektedir.

Bunlar;

a) Yayın bedelleri; (Radyo-televizyon cihazlarından alınan ruhsat ücretleri, elektrik enerji payı, gelir vergisinden alınan pay gibi kamu yayıncılığında kullanılacak her tür ücret, vergi ve diğer kamusal yükümlülükler),

b) Genel Bütçe’den aktarılacak pay, fonlar, subvansiyonlar,

c) Reklam/Sponsor gelirleri ve görsel-işitsel ürünlerin satışından elde edilecek diğer ticari gelirlere dayanmaktadır.

Kamu hizmeti yayıncılığının finansmanında hiçbir ülkede tek kaynağa dayanılmamakta, çoğunlukla karma bir finansman modeli uygulanmaktadır.

Yayın bedelleri, Avrupa’da karma gelir kaynakları içinde, kamu yayıncılığının amacına en uygun ve en ağırlıklı gelir kaynağı olarak kabul edilmektedir. Burada yayın bedeli kavramı ile ulusal mevzuattaki nitelendirmeye bakılmaksızın, izleyici/ dinleyiciden alınan doğrudan ve dolaylı, kısmen ya da tamamen kamu hizmeti yayıncılığının finansmanında kullanılan ve vergi niteliği taşıyan her türlü kamusal kaynağı ihtiva etmektedir.

Bu bedel;

  • Türkiye’de halen uygulandığı gibi, tüketilen elektrik enerjisi ücretinden alınan yüzde oranında bir pay;
  • Yunanistan’da olduğu gibi sınai kuruluşlar ve haneleri ayırmaksızın her elektrik sayacı başına tahakkuk ettirilen sabit bir bedel;
  • Makedonya’da olduğu gibi sınai kuruluşları kapsamayan, yalnızca hanelere ait sayaçlar üzerinden alınan sabit bir bedel;
  • Almanya, Fransa ve diğer bazı Avrupa Birliği üyesi ülkelerde olduğu gibi, radyo-televizyon cihazlarından her yıl alınan ruhsat ücreti şeklinde;
  • Polonya, Macaristan gibi ülkelerde telefon faturasına eklenen sabit bir ücret şeklinde;
  • Hollanda Parlamentosu’nun 1 Ocak 2000’de kabul ettiği yeni sistemdeki gibi, gelir vergisine eklenen özel bir kalemden tahsil edilmektedir.

Bunlar yayın bedelini toplamanın farklı yöntemleridir. Ortak özellikleri ise, “müşteri-satıcı” ilişkisi gibi gönüllülük esasına değil kamusal yükümlülüğe dayalı, vergi niteliğinde zorunlu ödemeler şeklinde belirlenmiştir.

EBU (Avrupa Yayın Birliği) verilerine göre Avrupa ülkelerindeki kamu hizmeti yayıncısı kuruluşların finansmanları aşağıdaki gibi sağlanmaktadır.

1-Almanya (ARD-ARDIDW-ZDF) :Yayın Bedeli + Ticari Gelir *BütçeYayın Bedeli

2- Avusturya (ORF) : Yayın Bedeli + Bütçe + Ticari Gelir

3-Belçika (BRTN-RTBF) : Yayın Bedeli + Bütçe + Ticari Gelir Yayın Bedeli + Ticari Gelir

4-Danimarka (DK/TV2-DR): Yayın Bedeli + Ticari Gelir
Yayın Bedeli + Ticari Gelir

5- Finlandiya (YLE): Yayın Bedeli + Bütçe

6-Fransa (GRF/FT3): Yayın Bedeli + Bütçe + Ticari Gelir

7-Hollanda (NOS) : Yayın Bedeli + Ticari Gelir

8-İngiltere (BBC): Yayın Bedeli + Bütçe + Ticari Gelir

9-İspanya (BTVE) : Bütçe + Ticari Gelir

10-İsveç (STR/SVT) : Yayın Bedeli + Ticari Gelir

11-İsviçre (SSR) : Yayın Bedeli + Ticari Gelir

12-İtalya (RA1) : Yayın Bedeli + Bütçe + Ticari Gelir

13-Norveç (NRK): Yayın Bedeli

14-Portekiz (RTP) : Bütçe + Ticari Gelir

15-Yunanistan (ERT): Yayın Bedeli + Ticari Gelir

16-Makedonya (MKRTV): Yayın Bedeli + Ticari Gelir

17-Türkiye (TRT): Yayın Bedeli + Ticari Gelir

 

 

Yazar: Abdullah ÇAVUŞ

TRT Strateji Uzmanı

Hakkında admin

Check Also

DİKKAT BAĞIMSIZ DENETİM  RAPOR FORMATINA UYMAMAKTAN DOLAYI FİRMALARA CEZA GELİYOR/ABDULLAH ÇAVUŞ(25.09.2020)

DİKKAT BAĞIMSIZ DENETİM  RAPOR FORMATINA UYMAMAKTAN DOLAYI FİRMALARA CEZA GELİYOR Abdullah ÇAVUŞ/Bağımsız Denetçiler Derneği Başkanı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×